İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 105 Günlük: 2899 Toplam: 2310543
Reklam Alanı
Süreyya Berfe Hayatı ve Şiirleri




Süreyya Berfe 


Asıl adı: Hikmet Süreyya Kanıpak, d. 1943, İstanbul), Türk şair ve yazar.

Annesi Nermin Hanım ile Fransızca öğretmeni Metin Kanıpak'ın oğludur. Babası tarafından Atatürk ile kan bağı vardır.  Hikmet Süreyya Kanıpak adıyla 1943'te İstanbul'da doğdu.


1960'ta Çanakkale Lisesi'nden mezun oldu. Bundan sonra, 2 yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde, 4 yıl ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Yedek subay öğretmen olarak yaptığı askerliğinin ardından, Arkın Yayınevi'nde çalışmaya başladı. 1972'de Ali Özgentürk ile birlikte Asyalı dergisini çıkardı.[1](2 sayı) 1976'da Can Yayınevinin çocuk kitapları bölümünde görev aldı. Sonraları reklam şirketlerinde metin yazarı olarak çalıştı. [2]İstanbul’da yayınevlerinde, reklam şirketlerinde çalıştı. Metin yazarlığı da yapmıştır.

İlk şiiri 1961'de Zeren dergisinde çıkmıştı. Daha sonra Düzlem Dergisi’nde 1963 yılında bir şiiri daha yayınlandı

1965'e kadar Süreyya Kanıpak imzasıyla Düzlem, Zeren, Yelken, Türk Dili, Soyut gibi dergilerde şiirlerini, daha sonraları Papirüs, Yeni Dergi, Yazı, Forum, Oluşum, Soyut, Ant, Yeni Edebiyat, Yeni a, Birikim, Milliyet Sanat, Defter, kitaplık, Gösteri dergileriyle Yeni Gazete ve Ulus gazetelerde şiir ve yazılarını Süreyya Berfe adıyla yayımlandı.[3]

1965'e kadar gerçek adı olan Süreyya Kanıpak 'ı kullandı. Asıl adı Hikmet Süreyya KANIPAK olan şair 1965'e kadar Süreyya Kanıpak imzasıyla yazdı. Daha sonra, Süreyya Berfe adını kullanmaya başladı.  

 1966'da Kasaba adlı şiiriyle Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması birincilik ödülünü alması sayesinde tanındı. [4] Toplumsal olayların yoğunluk kazanması ve Nâzım Hikmet'in eserlerinin üst üste yayınlanması nedeniyle yön değiştirdi. 1960 kuşağı olarak anılan İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Refik Durbaş, Egemen Berköz gibi şairler arasında yer aldı. 

Önceleri İkinci Yeni akımı içinde yer aldıysa da, sonradan halk şiirinin yolundan giden başka arayışlara yöneldi. 1960 kuşağı şairleri arasında sayıldı. [5]

 1960 kuşağı şairleri arasında sayılan ve o yıllarda moda olan II Yeni şiiri tesirlerinden kurtulduktan sonra Halk Şiiri tarzına modern ve yeni bir soluk getirme arayışına giren Süreyya Berfe şairlik şöhretini daha çok şairliğinin ikinci dönemini teşkil eden halk şirii tarzını kendine özgü yorumlayarak yazdığı şiirleri ile perçinledi. 1966'da Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması Şiir Dalı Birincilik Ödülünü  “ Kasaba “ [6]adlı şiiri ile aldıktan sonra çeşitli ödüller daha alarak şairler camiasında adını iyice duyurmaya başlamıştı.

Anadolu'yu tanıtma konusunda duyarlı olmaya gayret eden şair gelenekli Türk şiirinin kaynaklarını değerlendiren bir şiir anlayışına yöneldi. "Çoban Türküleri", gibi adlı şiirinde olduğu gibi dörtlük ve beyit nazım birimlerini birlikte kullandığı çeşitlemeler de denedi.

İlk şiirlerinde İkinci Yeni akımının etkisinde kalarak, soyutlamalara başvurdu. 1966'dan sonra ise, halk şiirinin yolundan giden yeni bir şiir dili kurma arayışına yöneldi. İlk şiir kitabı olan Gün Ola, bu arayışın ürünüdür. Basılan İlk şiir kitabı olan “Gün Ola” Fikir Kulüpleri Federasyonu tarafından basıldı.[7] Berfe, bu kitabında Yedek Subaylık yaparken aşina olduğu bir köy ağzı ile olay, durum ve koşulları anlatmayı denemişti. Şairin bu kitabı bir hayli yankı bulmuş, bu eserindeki şiirlerini Türkmen ve Avşar ağıtları, halk ozanlarının türküleri ve Nâzım Hikmet'ten gelen esintilerin etkileri altında yazmıştı.  Daha sonraki şiirlerinde de halk şiirinin olanaklarından yararlanmayı sürdürdü.

1966'dan sonraki yıllarda da, halk şiiri kaynağından beslenen yeni bir şiir dili kurmanın yollarını arayan bir şiir dili oluşturmak çabasını sürdürmüştü.  Halk şiirinin kaynaklarından beslenen ama kendine özgülüğü de arttıran şiirleri ile şiir dünyasını renklendirmeyi başaran bir şair oldu.  

Oldukça sade bir şiir dili oluşturmasına rağmen çarpıcı şiirler yazmayı başardı.  Türk şiirinin kaynaklarına değer veren tutarlı bir çağrışımlar, imgeler ve benzetmeler kullanan bir şiir tarzı üzerinde yoğunlaştı.  1971 yılından sonra halkından kopmuş, kendini gerçek aydın zanneden kentli aydınları alaya alan şiirler de yazdı. Serbest tarzda yazdığı şiirlerinde dahi halk şiirinin birikimlerini ustalıkla işlemeyi başardı.

Şiirlerini, halk şiirinin olanaklarından da yararlandığı ama kendine özgülüğünü de hissettiren içten ve sıcak bir dil ile yazdı. “1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü, Nâbiga ile 2002 Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü, Seni Seviyorum ile 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü alan Süreyya Berfe'nin şiirleri 17 dile çevrildi. [8]

 "Hepsi O Kadar" adlı şiiri Ece Ülker ve Vedat Sakman tarafından bestelenmiştir.[9]

 

ÖDÜLLERİ 

  • 1966 TMTFK Kültür Yarışması Kasaba şiiri ile birincilik 
  • 1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü Şiir Çalışmaları ile 
  • 2002 Behçet Necatigil Şiir Ödülü 
  • 2002 Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü


ŞİİR KİTAPLARI


  • * Gün Ola… (1969, FKF)
  • * Savrulan (1971, Yücel Yayınları)
  • * Hayat ile Şiir (1980, Hür Yayın)
  • * Ufkun Dışında (1985, de Yayınevi)
  • * Şiir Çalışmaları (1992, Can Yayınları)
  • * Ruhumun (1998, Yapı Kredi Yayınları)
  • * Kalfa (1999, Yapı Kredi Yayınları)
  • * Seçme Şiirler (2001, Adam Yayınları)
  • * Nâbiga (2001, Adam Yayınları)
  • * Seni Seviyorum (2002, Adam Yayınları)
  • * Foklar Söyledi Ben Yazdım (2005, Yapı Kredi Yayınları)
  • * Çıkrık (2008,Yapı Kredi Yayınları)

Çocuk kitapları 
  • # Çocukça (2006, Tudem Yayınları)
  • # Eksik Alfabe (2006, Tudem Yayınları)



  • [1]  http://www.sureyyaberfe.com/ SON ERİŞİM, 12-11-2012
  • [2] Tanzimat'tan Günümüze Edebiyatçılar Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, Süreyya Berfe Maddesi
  • [3] http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCreyya_Berfe
  • [4] .(http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCreyya_Berfe
  • [5] http://www.sureyyaberfe.com/ SON ERİŞİM, 12-11-2012
  • [6] Süreyya Berfe, http://www.sureyyaberfe.com/ SON ERİŞİM, 12-11-2012
  • [7] http://t24.com.tr/haber/kansu-siir-odulu-sureyya-berfenin/35077 SON ERİŞİM, 12-11-2012
  • [8] http://t24.com.tr/haber/kansu-siir-odulu-sureyya-berfenin/35077 SON ERİŞİM, 12-11-2012
  • [9] Anonim, Süreyya Berfe, http://www.turkcebilgi.org/kim-kimdi/ SON ERİŞİM, 12-11-2012



ACELE EDEN ECELE GİDER


Güneş açtı, uzun sürmedi
gözle görülmüyor

Çocuk okula başladı, uzun sürmedi
bir yerde çalışıyor

Rüzgar esti, uzun sürmedi
yaprak kımıldamıyor

Delikanlı oldu
ev geçindiriyor

Kar başladı, uzun sürmedi
sular akıyor

Karısı iyileşti, uzun sürmedi
tımarhanede yatıyor

Ağaç büyüdü, uzun sürmedi
sobalarda yanıyor

Emekli oldu, uzun sürmedi
kadavrada bekliyor

Bir Dost Bulamadım Gün Akşam Oldu


Yorgunluktan başım düşüyor
Gökte kanadı ayrıç ayrıç bir kırlangıç
Dere gibi geçiyor içerimden
Ekmek kurumuş
Zeytin çekmiş yağını
Yürüdüm yutkuna yutkuna
Toza belendi miğdem
Gözlerim soldu
Armuda vardım yüksek
Bostana vardım ellerin
Köy hayat gibi ırak
Dönendim durdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu

Taze yavrum kan kusuyor
Dışarda eli kırbaçlı bir rüzgar
Hançer gibi geçiyor yüreğimden
Tezek tükenmiş
Oda çekilmiş sıcağını
Düşündüm tütünü sara sara
Ağuyla dağlandı ciğerim
Yüzümün rengi durdu
Avrada baktım ağlıyor
Komşuya vardım susuyor
Kasaba devlet gibi ırak
Yol kapalı
Kalktım oturdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu

Amerikan buğdayı bereketli olmuyor
Ötede bizim buğdaydan sapsarı bir ırmak
Güneş gibi geçiyor düşlerimden
Öküzler zayıflamış
Toprak çekmiş elini
Eridim hilal oldum
Sele karşı terim
Gücüm dondu
Tüccara vardım ürkek
Yakın köye vardım bakmıyor
Geçim bir kanlı tuzak
Sordum sordurdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu

Şehre inince keyfim kaçıyor
Her yerde yüzüme çarpan bir tokat
Eski bir kin gibi geçiyor gözüm önünden
Kapılar kapanmış
Hükümet çekmiş ayağını
Bekledim köle oldum
Yere yapıştı dizlerim
Umuduma set kondu
Valiye vardım ödlek
Başkana vardım gülüyor
Belki çıkar diye evrak
Sustum oturdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu.


CANIM SIRA

BÜYÜLÜ KARAKİMYON


9.
Karabiber fidanları arasında dolaşsam
dolansam karabiberlere
gelincik değil gelinciğe rastlasam
dokunmam bile özsuyu çekilmesin diye.

Bakarım, koklarım, tadarım
bu yaştan sonra bulduğum
küçük, gizli taçyapraklı gelinciğe.
Yuvalarına girmesin iri taneli karakimyonlar.
Karabiber fidanları boyun eğmesin.
Çekilmesin içine gelincik.

10.
Gelme palmiyenin olduğu yere
burada olsan da gelme.
Güneş hissetti beni ertelediğini
batana kadar puslandı
yaslandı karşı tepelere.

İşte ortalık böyle.
Neden mi?
Sana ne?

11.
Sok elini istediğin yere
dilersen arı kovanına
bırak örümceğini
ve hemen geri al
ağını örmesin.

Ömrümün sonuna kadar
kırarım seni, öfkelendirir
"gitme isteği" uyandırır
özür bile dilemem.
Ağını örmesin elin, istediğin, örümceğin.

Başkalarının değil, bizim.
Dolunaydan bile gizlerim.

12.
Sen, sadece sen.
Kuyruk sokumumdaki sancı
elimdeki ağrı
kafamdaki Batı fırtınası sen.

Yağmurça'ya koklattığım okaliptüs dalı
oarada düşündüğüm şiir
çıplaklığı geçen çıplaklığımız sen.

Yıllar sonra rastlamışız
ikimiz de aynı yerde
geçenler geçmiş, olanlar olmuş
biz kalmışız, bitmemiş başlamışız
doğru dürüst tutamadım
ilk kez bir el aktı elimden
sen, sadece sen.

Nasıl deliyordu gözkapaklarını gün ışığı
nasıl daha kalın bir perde çekti canın.
Aklımız birbirimizde, ayaklarımız yollarda
ayak tırnaklarımı kes, sırtımı sabunla, yıka beni sağalt
sen, sadece sen.

Şişko sevgilim benim, çiçekleri açmamış mimozam
kocaman kalçalı, kocaman göbekli yârim.
Hünnabım, zeytin çekirdeğim, nohut dalım.
Deniz üstündeki ürpermem
karşıt rüzgarım, çılgın mazbutum
kadınlarla ilgili her şeyim iflas etti
sen, sadece sen.

13.
Bedenin adsız ve kimsesiz rüzgarlarını yaz.
Bu akşam değil farz-ı mahal bir akşam
benden sana esen lodos olmalı.
Palmiyeye daya sırtını güneşi batır
senden bana esen imbat olsun.
Asla dingin olmadı. Ama sessiz.
Ada'da biz...
Bizde patlayan poyraz olmalı.

Lodosu, imbatı, poyrazı
kendilerine yaraşan ve yakışan yerlere koydun.
Yıldızın da gönlünü, serinliğini alalım.
Gözkyüzüne bakarken gördüğün yıldızlardı
yıldızla esen yıldızlar.

Karakimyonun kara büyüsü
büyülü karakimyonun kara kokusu
canım sıra durur
canın sıra gider
karayel.


ÇOBAN TÜRKÜLERİ 3


Dağdan indimse kurt sanma beni
Soğuk vurdu inceldi boynum
Yükseklere çıktım küçüldü yaşım
Ay karanlık gel beri
Dudağından emzir beni

Şu dağın başı da kar ile boran
Emminin sözleri tümüyle yalan
Ölür mü dünyada dengini saran
Ay karanlık gel beri
Dudağından emzir beni

Ben ta ezelden yangınım sana
Tomurcuk mememler koktu burnuma
Gül döşenmiş şalvarının ağına
Ay karanlık gel beri
Dudağından emzir beni

Köyümü özledim görmeye geldim
Ağzının içini öpmeye geldim
Yorganı üstünden atmaya geldim
Ay karanlık gel beri
Dudağından emzir beni

Gün gelecek çıkacağım dağlara
Belki yem olacağım canavarlara
Kanım karışacak yayla toprağına
Ay karanlık gel beri
Dudağından emzir beni


DUVAR


Gençliğim çevrili
Atlayıp geçsem
Ne taş ne tarla
Kağıt mürekkep yıldız
Bir adım atsam

Düğün var karşıki evde
Aramızda duvar
Gece kolla beni
Rakının hatırı için
Gidip dönsem

Duvarın ötesinde
Kemik topluyor
Yeni açılmış iki çiçek
Güneşten önce düştü çöplüğe
Varıp koklasam

Yıkılır birgün gülerim
Kağıtlar eskir
Yazılar ses vermez
Yıldızlar düşer
Bir yel çıkar
Uçup giderim

GİTMİYOR.


Sen olmadan gitmiyor
taptığım yalnızlık bile.

Sen olmayınca gitmiyor
yenilerini tanıdığım acılar bile.

Sen olmadan gitmiyor
bıktığım, usandığım ölümler bile.

Sen olmadan gitmiyor
sokağa atılmış bir köpeğin hüznü bile.

Sen olmadan gitmiyor
nar ağacının altına çekilmek bile.

GURBET


Ayışığı unuttu karları
Nerdeyse tipi çıkar

Yaralı bir keklik
Uçtu önümden
Bende kaldı kanadı



HAYIR


Gül soldu
Çiçek koparıldı
Deniz durdu
Güneş doğmuyor
Tohum dağıldı
Bahçe kurudu
Serçe gelmiyor
Dal kırıldı
Su dondu
Rüzgar esmiyor
Gazino kapandı
Ay çıkıyor bulanık
Güneş doğuyor şüpheli
Serçe geliyor yaralı
Rüzgar esiyor isteksiz
İnanmıyorum BİTMEDİ


Hepsi O Kadar


Gidilir gelinir.
Belki sağsalim dönülür, hepsi o kadar.
Günler geceler çabuk geçer.
Çabuk geçmez şaşkın bir çocuğun hüznü
Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer.
Ayrılık da özlem de her şey...
Herşey çabuk geçer
Ve birden gün ağarır.
Hepsi o kadar.
Gidilir herhalde gelinir.
Bütün gün denize bakmak kadar.
Belki ayvalar çürür.
Birşeyler kurur, atılır.
Nedir ki uzakta olmak
Ardahan'da boş duran bir ev
Hiçbir zaman suyu olmayacak bir kuyu
Unutulur, kalır. Hepsi o kadar.
O kadar anlayabilmek
O kadar acemi
O kadar toy
O kadar ilk
O kadar yeni
Ey uğursuz yolculuklar
Ey yıldızsız samanyolu
Bir daha hiç olmayacaksınız.
Çünkü yarım ve yaralı kalan
Bir akşam, yemin etmiyorum ama
En az günlerce, günlerce kanar.
Gidilir, gelinse de gidildiği gibi değildir.
Hepsi o kadar.


KIŞ VE DOLUNAY ŞİİRLERİ


Canım sokak köpeğim.
O kadar güzel işedin ki
Dolunay vurmuş çitlerin dibine.

Küçük yerlerde
daha kendine özgü
kış sıkıntısı.

Bıraksam yükselecek Dolunay
hızla.
Bırak, kalsın biriksin tortusu
içime, hızla.

Karlı tellerdeki saksağanlardan başka
hiçbir yere uğramaz bu tren.

Kapattım ışığı.
Seviyorsam
kalbim ve dolunay
ışıtır odayı.

Buz gibi ortalık
saçaklardan sarkıyor soğuk.
Nasıl güzel bir şeymiş
şu yalnızlık

KAYIP


Seni yitirmedim, kaybettim.
Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim.
Gökyüzünün herhangi bir yerinde
herhangi bir gökyüzünde
kaybettim seni.

Kim kimi buldu ömründe?
Herkes başka bir günü düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan dünü düşündü.

Yeryüzünde hemen şurda
kaybettim seni.
Telaşla, korkuda kaybettim.
Hüzünde, coşkuda kaybettim.
'Mutluluktan ölebilirim' dedin, kaybettim.

Kim kimi tanıdı ömründe?
Herkes başka bir durumu düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan umudu düşündü.

Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla
geçen günlerden birinde, geçmişte
kaybettim işte, zaman sustu.
Zifiri karanlık bir mağarada
ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu.

NEDİRCİK YAVRUSU


Nedir aydınlığı yaratan, günü güne benzeten
hayatı yaşanır kılan, insanı insan eden?

Nedir yarına inanmalar, inanmamalar
geçmişteki gül bahçesi, gelecekti diken?

Nedir azgınları, kaçkınları yola getiren
iyileştiren, yaşama gücü veren?

Nedir sevecenlik aşılayan, sıcaklık saçan
destek, dayanak, merdiven?

ŞİİR ÇALIŞMALARI


20.
Olduğum yerden başlasam yaşamaya
olduğumu sandığım yerden

22.
Her geçen yıl eşyasızlığa alıştırıyor
eşyasızlığı bana
Soğuyoruz günümüzün gözdelerinden
ısınıyoruz yalına, yalınlığa

23.
Sordum yeni doğmuş bir bebeğe
- Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun
- Annemin sütünü düşleyerek

Bir mezarlıktan geçerken sordum ölülere
- Affedersiniz. Boş zamanlarınızı nasıl
değerlendirirsiniz?
- "Gelecek"leri düşünerek

NÖBETÇİ


Dağ başından bir ışık geliyor
Yansıyor gözlerimden şehre
Bozkıra köy evlerine

Yorgun değilim seninle buluştum
Bir mendil sevinç yolladım sana askerden
Sevdamın nöbetini tuttum bütün gece

Dağ başından bir yel esiyor
Dönüyor tüfeğimin namlusundan şehre
Fabrikalara harmanlara

Üzgün değilim anamla konuştum
Bir tokat izi yolladım ona askerden
Vurulan yeğenimin nöbetini tuttum bütün gece

Dağ başından bir su kaynıyor
Akıyor postallarımdan şehre
Sana izin tezkeremi yolladım askerden
Acılarımın nöbetini tuttum bütün gece


RAĞMEN


Kayıp bir gün daha.
Çocuklar büyüyor, yaşlanıyoruz
seni seviyorum.

Soğuk bir çağrı daha.
Tanıdık bir boşluk, dağılıyoruz
seni seviyorum.

Gitti bir arkadaş daha.
Zaman ölüyor, duruyoruz
seni seviyorum.

Gizli-açık bir mutsuzluk daha.
Çok konuşuyorlar, sıkılıyoruz
seni seviyorum.

SEVGİLİ ARKADAŞIM

1.
Gözlerinin rengi gibi
Yüreğinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, ellerini gördüm önce
Toplayan, düzelten, onaran ellerini
Dokunduğuna soluk aldıran
Telâşlı, usta, sevecen ellerini

Geç anladım ve inandım
Her gün daha çok inanıyorum
Ellerin, güzel işlerin karıncası
Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak

2.
Yüzünün rengi gibi
Dudaklarının rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, özverini gördüm önce
İçinden çavlan gibi dökülen özverini
Hep koşan, yürümeyi bilmeyen
Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
Neye uzansa dirilten
Susan, hüzünlenen, sıcak özverini

Geç anladım ve inandım
Gün gün daha çok inanıyorum
Özverin, güzel işlerin arısı
Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak


SON AYLARIN ŞİİRİ


Ben sevince yeryüzü arınır
Yüzüme vurur gölgesi
Yüreğim aşkla beslenen başaktır
Açılır
Soymak ister kabuğundan bedeni

Ben ağlayınca serçeler uçar
Dünya küçülür gözümde
Durur önümde bir hüzün serpintisi
Yayılır
Yıkmak ister acıdan kuleleri

Ben gidince öfkem ayaklanır
Dindiremez onu çocuklar bile
Köpürür taşar ama yalnız kalır
Morarır
Yalnızlığın verdiği sessizlikle

SORU


Nedir bu aşk
Bu öteki önceki
Olmayan sürüklenen örtülü
Parçaları mı bir göktaşının
Zakkum ağaçları mı
Girilmesi yasak bir bahçedeki

TERSİNE MÜSLÜMAN


Bulanık bir sabah
Güneş çoktan doğmuş ama parlamıyor
Metropolümüzün dışına - varsa - yürüyorum
Yanımdan arabalı, çoluklu çocuklu aileler geçiyor
İmanına kadar dolu trenler, vapurlar, minibüsler geçiyor

Herkes o yana gidiyor
Ben eve dönüyorum

UÇURUM

SU, KIRLANGIÇ


Alnın bir uçurum
önce gözlerimin
sonra dudaklarımın düştüğü
ve her seferinde
saçlarına takılıp kaldığı bir uçurum

Serin bir su alnının kokusu
Bu çok sıcak şehirde
birdenbire önüme çıkan
yenileyen dirilten
serin bir su

Gözlerin
yükü ağır iki kırlangıç
Bana doğru kalbime doğru
uçan uçan iki kırlangıç
Kimi zaman değip geçen
kimi zaman çarpıp kalan
karanlık şeylerden aydınlıklar taşıyan
sevinçle kederi
aşkla çileyi
bugünle yarını yansıtan
iki kırlangıç

SUSUZ


İkin onlar sezer sarı bulutu
Göğün kuru çeşmesini anlar
Doğulular
Sabahçılar

Keserler yolumu
- Neden kalkmaz bu kalın yorgan
Ölü toprağı mıdır gece
Tarla susuz bir yalak mı

Söylerim
- Karanlık uzun
Sızar ağzından su kurtları

UZAKTAN


İkimizin olduğu ahşap bir ev
nasıl gizlenmiş ağaçların içine
akşama dönmüş yüzünü
ne bize bakıyor, ne denize

Andırıyor gelecek günlerin uzaklığını
merakla bekliyor güzü
ılık yaz gecelerini bırakmış geride
yaşlı bir emekli geçiyor aklından
olmazsa hayalleri karışık bir sevgili

Rahat mı bakımlı mı kimsesiz mi
umurunda değil
yaslanmış karşı tepeye
masallardaki gibi
puslu bulanık gri


YAŞANMIŞ


Sana alacakaranlıkta bile bakarım
Saçını okşarım gözyaşını silerim
Kokun duman olur durur üstümde
Adını söylerim içimden
Yalnız adını söylerim
Bir de belini örterim
Gözlerinin ışığında yaparım bütün bunları
Gözlerinin ışığındaki alacakaranlıkta

Sana alacakaranlıkta bile varım
Pek konuşmam
Oturur seni dinlerim
Sesin cıvıldar durur önümde
Adını söylerim içimden
Yalnız adını söylerim
Bir de ateşe değermiş gibi öperim
Acılarının ışığında yaparım bunları
Acılarının ışığındaki alacakaranlıkta

YENİ AŞK


Yanında oturan ben değilim
Zamanla dirilen anılar

Sorular soran ben değilim
Pişman eden merak

Geçmişi kabartan ben değilim
Yeni biten maceralar

Seninle yaşayan ben değilim
Yere düşen yaprak

Duygularını şaşırtan ben değilim
Gelip geçen acımalar

Kolunda uyuyan ben değilim
Uzaktan gülen aşk

Karşında ağlayan ben değilim
Yürekte esen rüzgar

YANGIN YILI


Öldürmüşler babamı
Yangın yılında

Dokunmadı kimseye
Yelim yağmurum

Yıllarca uyudum
Kara dağlarda

Ağaç mavzer yine
Ot kurşun bugün

Yeryüzü zulüm
Gökyüzü işkence

Yürüdü mavzerler
Kan döktüler önüme

Yüreğime erik kurusu
Bastım uyudum



İlgili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 


Yorumlar