İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 55 Günlük: 303 Toplam: 2285735
Reklam Alanı
Ziya Osman Saba Edebi Kişiliği ve Şiirleri
http://static.ideefixe.com/images/346/346664_2.jpg

Ziya Osman Saba,

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞAİR ve yazarı (30 Mart 1910, İstanbul –29 Ocak 1957,İstanbul ).

Yedi Meşaleciler Hareketi'nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı, küçük hikaye türünde de eserler verdi.

30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey, Paris askeri ataşesi idi. Ziya Osman Saba, geçirdiği mutlu ilk çocukluk yıllarının ardından, daha sekiz yaşında iken, annesini, hemen akabinde de kardeşini kaybetmiştir. Şair Bu kaybın hüznünü hep hissetmiş ve eserlerine yansıtmıştır. Ziya Osman Saba, dokuz yaşında iken Galatasaray Lisesine yatılı olarak verildi. İhtiyaçları Paris’te Askeri ateşe olarak çalışan babası tarafından karşılanıyordu. Annesini ve küçük kardeşini kaybettikten sonra bu defada 1920 yılında anneannesini de kaybetti.[1]  Babasının yatılı okula ve Galatasaray Lisesine vermekten başka çaresi kalmayınca babasına da hasret kalan Ziya Osman Saba okul yıllarında içine kapanarak edebiyatla ve kitaplarla avunan bir çocuk haline gelmişti.  “Bu yıllar onun edebiyata ciddiyetle eğilmeye başladığı yıllardır ki, anne kucağının özlemiyle “Hissiyatım” başlıklı kara kaplı bir defterde annesini merkez aldığı düz yazılarını biriktirmeye başlamış; ancak bir süre sonra, mor mürekkepli kalemle ve hevesle yazdığı bu metinleri, okuduğu romanların etkisinde kalarak büyük bir yazar olmak sevdasıyla yakmıştır" [2]

Lise yıllarında başladığı şiir yazama hevesi ilk ürünlerini daha 17 yaşında iken vermeye başladı. İlk şiiri Servet-i Funun dergisinde yayımlanan “ Sönen Gözler “ adlı şiir olmuştu. İlk şiiri 1927'de, lise öğrencisi iken Servet-i Fünun Dergisi'de Ziya imzasıyla yayımlandı. [3] Lisede bir yıl sınıfta kaldı ve sene kaybetti. Fakat bu yıl onun ve diğer arkadaşları için önemli bir sene oldu. Yedi Meşalecilerin çıkardıkları şiir kitabı 1928 yılında yayımlandı.

Fakat ilk kitaplarının çıkması ve bir yıl sınıfta kalması onun hayatında başka bir gelişmenin oluşmasına yol açarak bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı TARANCI ile tanışma fırsatını ortaya çıkarmıştı. Cahit Sıtkı ile kurduğu bu dostluk, edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluk haline gelmişti.  Ziya Osman, dokuz yaşında yatılı öğrenci olarak kaydedildiği, bu şekilde devam ettiği Galatasaray Lisesi'nden 1931'de mezun oldu.

Dostu Cahit Sıtkı TARANCI'nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları bir araya getirmesi ile ilk basımı 1957'de yapılan Ziya'ya Mektuplar adlı eseri edebiyat tarihimizde mektup türünde en ünlü kitaplardan biri oluşturdu.

1928'de altı lise arkadaşı ile birlikte (Yaşar Nabi, Sabri Esat Siyavuşgil, Cevdet Kudret,Vasfi Mahir Kocatürk ,Muammer Lutfi , Kenan Hulusi Koray) Yedi Meşale isimli ortak kitap yayımladılar. Ziya Osman, kitabın başarısı üzerine Yusuf Ziya'nın desteğiyle çıkarılan ve yayımı sekiz ay süren aynı isimdeki derginin kurucu yazarları arasında yer aldı. Böylece Türk Edebiyatı tarihinin en genç üyelerinden oluşan ve cumhuriyet döneminin ilk edebi topluluğu olan Yedi Meşaleciler Topluluğunun kurucuları arasında yer almış oldu.

Üstelik  bu topluluk edebi çevreler tarafından hararetle karşılanmış heyecan uyandırmıştı. Topluluk uzun ömürlü olmasa bile kısa sürede ve sekiz ay içinde dağıldı Fakat Ziya Osman ömrü boyunca topluluğun şiir anlayışına bağlı kalan tek  Yedi meşaleci olarak kalacaktı[4]. 1928’in Eylül’ünde yayınına başladıkları Meşale adlı dergide de yayın süresince kurucu yazar olarak yer almıştı.  Derginin kapanmasından sonra şiirlerini Milliyet ve İçtihat'ta yayımlamayı devam ettirmişti.  Varlık Dergisi'nin kurulmasından sonra ise metinlerini orada yayımlatmaya başladı.

Sinir hastası olan kuzenine âşık olan Ziya Osman, ailesinin itirazlarına rağmen liseyi bitirdiği yıl kuzeni ile evlendi. 12 yıl süren bu mutsuz evlilik onun sinirli tedirgin ve karamsar bir insan olmasına yol açtı.

Yüksek öğrenimini 1936'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı, aynı yıl İstanbul'da askerliğini yaptı.

Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalışan Ziya Osman Saba, çalışma hayatına 1938 yılında girdiği Emlak ve Eytam Bankası'nda uzun yıllar devam etti. 1943 yılında sinir hastası olan mutsuz bir insan olmasına yol açan ve kuzeni olan ilk eşinden ayrıldı. Bu yıl ilşk kitabını da yayımladı. İlk kitabı 1927 ile 1943 yılları arasında yazdığı şiirler arasından seçmiş olduğu şiirlerinden oluşmaktaydı.

Yedi Meşaleciler 'den sonra ilk kitabı olan Sebil ve Güvercinler adlı kitabı 1943 yılında ABC yayımları arasında yayımlandı. ABC Kitapevi’nin yayımladığı kitapta 66 şiiri yer almaktaydı. Ertesi yıl, çalıştığı Emlâk Kredi Bankası’nda tanıştığı Rezzan Hanım ile evlenerek yavaş yavaş karamsarlığından da kurtulmaya başlamıştı. . Bu evlilikten Orhan ve Osman isimli iki oğlu oldu. Bankadaki çalışma yılları onun hayatında yeni bir dönem başlatmış mutlu bir evlilik yaşadığı eşi ile o bankada tanışmıştı.

Ziya Osman Saba, bankası tarafından Ankara'ya tayin edilmesi üzerine bir süre bu kentte yaşadıysa da   İstanbul özlemi nedeniyle 1945 yılında bankadaki görevinden ayrıldı. İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi'nde tashih şefi (düzeltmen) olarak çalıştı. 1947'de ikinci kitabı “Geçen Zaman “ yayımlandı. Varlık Yayınları tarafından basılan bu kitap, şairin "Sebil ve Güvercinler" kitabındaki şiirlerle 1943–1946 arasında yazdığı şiirlerin bir araya getirilmesinden oluşuyordu. 1950'de geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle bu işi de bırakmak zorunda kalan Saba, yaşamının geri kalanında arkadaşı Yaşar Nabi'nin sahibi olduğu Varlık Yayınları'nın kitaplarını evinde basıma hazırlayarak geçimini sağladı.

Şiirlerinin bir kısmı ise bastırdığı kitaplara girmemiş dergilerde kalmıştı.

İlk hikâye kitabı Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi 1952'de yayımlandı. 29 Ocak 1957 günü İstanbul'da bir kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayatını kaybeden şairin Nefes Almak adlı şiir kitabı ile Değişen İstanbul adlı hikâye kitabı ölümünden sonra basıldı.

Eyüp Sultan'daki aile mezarına defnedilmiştir; ancak mezar bugün kayıptır.

 

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Ziya Osman Saba, edebiyat dünyasında bireysel olarak varlığını sürdürmüş, ölümüne kadar da şiir yazmaya devam etmiştir. Bu süreç içinde -yazdığı hikâyelerin sayısı da az olmamasına rağmen kendini özellikle şair olarak tanımlayan Ziya Osman Saba’nın, hayatının farklı evrelerini bünyesinde toplayan üç şiir kitabı yayımlanmıştır: Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak

Ziya Osman Saba Yedi Meşalecilerin genç yaşta ölen üyelerinden biridir. Topluluğun ortak kitabı 1928 yılında yayımlanır. Kitabın ilgi görmesi üzerine aynı lisede okuyan topluluk üyeleri yayın hayatı sekiz ay sürecek olan YEDİ MEŞALE dergisini çıkarmaya başlarlar.Servet-i Fünundergisi Ahmet Haşim tarafından desteklenen genç edebiyatçılar, yazı dünyasına şiirle atılıp bir süre şiir yazarlar. Bu sekiz aylık süreden sonra Şairler dağılarak ve ferdi olarak hareket etmeye başlayarak, kimi bilimsel çalışmalara, kimi gazeteciliğe, kimisi de öykücülüğe başlar.

Kenan Hulusi ile Ziya Osman Saba yalnızca küçük hikâye yazarı olarak kalmışken, Ziya Osman Saba şâir olarak ün kazanmakla birlikte küçük hikâye türünde de örnekler vermiştir. Hikâyeleri "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" ve "Değişen İstanbul" adlarını taşıyan iki kitapta toplanmıştır. Hikâyelerinde, geniş ölçüde, şiirlerinde de en çok işlediği temalardan biri olan çocukluk anılarına yer verdiği görülüyor. Bunun yanı sıra İstanbul sevgisi, okuduğu okul olan Galatasaray sevgisi, sâkin ve huzur dolu bir yaşayış özlemi, sürekli olarak barış içinde yaşayan ya da öyle yaşaması istenen insanlar, hikâyelerinin konularını oluşturur.[5]

Ziya Osman Saba, Şiirde ve düzyazıda yapmak istedikleri bakımından fazla iddialı değildir. Yine kendisi ile yapılan bir konuşmada sorulan, "Şiirde ve nesirde neler yapmak istiyordunuz, buna muvaffak olabildiniz mi?" sorusuna verdiği, "Şiirle girişip sonraları nesri de yardımıma çağırırken neler yapmak neye ulaşmak istediğimi kendim de bilmiyordum. Belki de sadece içimi dökmek istedim ve elimden geleni yapabildim." cevabı, onun iddialı bir yazar olmadığını belli etmektedir. [6]

Annesini çok küçük yaştayken ( Sekiz yaşındayken ) kaybetmesi Ziya Osman Saba'nın çocukluk günlerinde duyduğu özlemi ve saplantıyı arttırmış hikâyelerinde ve şiirlerinde çocukluk günlerine duyduğu özlemi, sevgiyi dile getirmesinde etken olmuştur. Çocukluğuna duyduğu özlemi dile getiren şiir ve öykülerindeki temel arayışın o yıllardaki anne sevgisini arayışından kaynaklandığı söylenebilir. Anneye duyulan özlemlerin çok yoğun olarak yaşandığı çocukluk yılları şairin vazgeçemediği temel temalar olarak karşımıza çıkar." Bu anıların kimilerinde, yazarın çocukluğunun geçtiği evi, bahçesinden başlayarak, odaları, duvarda asılı resimler, içinde yaşayanlarla birlikte bütün ayrıntılarıyla gözlerimizin önünde canlanmış buluruz. Kimi hikâyelerinde ise çoğumuzda çocukluk yılları ile ilgili derin izlenimler bırakan çeşitli gezintiler ve bizi hoş tuttukları için sevdiğimiz kimselere yapılan misafirlikler anlatılmıştır." [7]

Annesini ve kardeşini daha sekiz yaşındayken kaybeden şairin, dokuz yaşındayken Galatasaray lisesinde yatılı olarak kalmak zorunda kalması, Paris’te Ateşe olan babasına da bu yüzden hasret kalması ile sarsıntılar yaşayan şair, teyzesinin psikolojik sorunları olan kızı ile evlenenince gençlik yıllarında da bir türlü bedbin bir hayattan kendini kurtaramamıştır. On iki yıl süren sorunlu evliliğini bitiren şair, Bankada iş bulması ve ikini eşi Rezzan Hanımla evlenmesi ile karamsarlıktan kurtulmaya başlar. Dostu Cahit Sıtkı’nın telkinleri ile 1940 tan sonra serbest şiirler de yazmaya başlayan şairin şiirlerindeki karamsarlığın yerini yavaş yavaş yaşama sevinci ve hayata bağlılık almaya başlayacaktır. O yüzden 1941 yıllarından sonra yazdığı şiirlerde daha iyimser ve hayata tutunan şiirleri yazılmaya başlanmıştır.

Çocukluk temasının yanı sıra İstanbul sevgisi de şiirlerinde önemli bir yer tutar. Anne baba tarafından bir kaç kuşak gerilere kadar Istan bul’lu olan yazarda, bir şiirinde:

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir,
Ey doğup yaşadığım, yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir

Dizeleriyle belirttiği gibi aşırı bir İstanbul sevgisi görülür. Yaşam boyunca geçimini ancak sağlayabilen yazar, geçim sıkıntısının yol açtığı bazı duyguları da okuyucuyu etkileyecek bir biçimde yansıtır. Hikâyelerinde en çoğu kendi yaşadığı çevre ile ilgili olmak üzere bol olarak görülen çeşitli tasvirler arasında en az rastlanılan insan tasviridir. [8]Prof. Dr. Olcay Önertoy'a göre Ziya Osman Saba'nın öykülerindeki ve şiirlerindeki temalar hemen hemen aynıdır. Şiirlerinde ve öykülerinde genellikle çocukluk ve gençlik yıllarına duyduğu izlenimleri dile getiren şairin şiirleri ve hikâyeleri hem anlatım hem de konuları bakımından iç içedir. Şairin son dönemlerinde insanlığa hümanist bir yaklaşım içine yöneldiği görülür.

Şiirlerindeki insan sevgisinin açılımları ve ölüm ve tanrıya boyun eğme , çocukluk ve ilk gençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Tanrı'ya şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi temaları dile getirilmiştir. Dildeki sadelik ve lirizm ön plana çıkmıştır. Tema olarak “masumiyet”, renk olarak “beyaz” şiirlerinde dikkat çekici öğelerdir. “Tabiata olan dönüklüğü, zaman içerisinde “dıştan içe” doğru bir yönelime dönüşmüş, içsel birikim ise yaratılandan yaratana doru bir merakı ateşlemiştir.”  [9] Ziya Osman Saba şiire ve öyküye başladığı yıllarda moda olan,Memleketçilik , daha sonraları ortaya çıkan Sosyal gerçekçilik ve Milliyetçilik akımlarına duyarlı ve bağlı olmamış, hemen her döneminde bireysel özlemlerini, geçmişe duyduğu özlemi, mazisinden kalan hatırları ve o hatırlarında şekillenen objeleri dile getiren bir yazar ve şair olmuştur. Toplumsal faydadan ziyade edebi eserlerde kişisel konulara bağlı kalan şairin yazmaktaki amacının içini dökmek, kendi içinde cereyan eden ve iz bırakan anılarını yazıya aktarmak olduğu anlaşılmaktadır. 

Çocukluk yıllarına duyduğu özlem, aile sevgisi, küçük şeylerden duyulan mutluluk, ölüm, alın yazısına boyun eğiş gibi temaları işlediği şiirlerinde biçim olarak gittikçe özgün bir şekline ve söylemine doğru yönelişi ifade eder.[10] Türkçeyi kullanışındaki başarısıyla da etkileyici şiirler yazan Saba Yedi Meşalecilerin ortaya attığı şiir görüşlerini sonuna kadar sürdürmeye çalışmış Yedi Meşaleciler içindeki tek şairdir.

 

Hakkındaki yayımlar

Mustafa Miyasoğlu, Ziya Osman Saba adlı kitapta şiirlerini, yazılarını ve kendisiyle yapılan konuşmaları yayınladı (1987). Mehmet Nuri Yardım, Ziya Osman Saba kitabını yazdı (1998) ve yazarın hakkında yazılanları Ziya Osman Saba Sevgisi kitabında topladı (2004). Mektupları, sohbetleri, yazıları Tahsin Yıldırım tarafından hazırlanan Konuşanlar Bir Hüzünle Sesinde (2004) adlı kitapta bir araya getirildi. Ziya Osman Saba’nın Meşale ile Servet-i Fünun Dergisi ’de yayımlanmış, ancak kitaplarında yer verilmemiş şiirlerini içeren Bıraktığım İstanbul başlıklı kitap, 2003 yılında Konur Ertop'un derlemesi ve eklemeleriyle Alkım Yayınevi tarafından yayımlanmıştır.

Şiirleri hakkında

Şiirlerinde çocukluk ve ilk gençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Allah'a şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları, gözlemci ve dışavurumcu bir tarzla genellikle HECE ÖLÇÜSüyle, ama kimi zaman Serbest Şiiride kullanarak işlemiştir.



ESERLERİ 

Şiir

Yedi Meşale (ortak kitap, 1928) Sebil ve Güvercinler (1943) Geçen Zaman (1947)Nefes Almak (1957) Bir Yer Düşünüyorum Çocukluğum

Öyküleri

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952) Değişen İstanbul (1959)


FAYDALANILAN KAYNAKLAR


  • [1] Bilge YÜKSEL, Ziya Osman Saba ve Dergilerde Saklı Kalmış Şiirleri http://turkoloji.cu.edu.tr/ )
  • [2] ( Bilge YÜKSEL, Ziya Osman Saba ve Dergilerde Saklı Kalmış Şiirleri http://turkoloji.cu.edu.tr/ )
  • [3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Osman_Saba
  • [4] ( http://turkoloji.cu.edu.tr/ - son erişim- 23-11-2012
  • [5] .( Prof. Dr. Olcay Önertoy, Ziya Osman Saba'nın Küçük Hikayeciliği, dergiler.ankara.edu.tr )
  • [6] ( Prof. Dr. Olcay Önertoy, Ziya Osman Saba'nın Küçük Hikâyeciliği, dergiler.ankara.edu.tr )
  • [7] ( Prof. Dr. Olcay Önertoy, a.g.y.)
  • [8] ( Prof. Dr. Olcay Önertoy, a.g.y.)
  • [9] http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/cumhuriyet-donemi-edebiyati-ve-topluluklar/yedi-mesaleciler
  • [10] (Prof. Dr. Olcay ÖNERTOY,CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRİMİZ VE ŞAİRLERİMİZ,http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/



Eserleri

http://images.gittigidiyor.com/495/NEFES-ALMAK-ZIYA-OSMAN-SABA-1957__4951036_0.jpg http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK973114EN595_250.jpg


http://www.kulturgazetesi.net/Resimler/2-cahit%20s%C4%B1tk%C4%B1-%20ziya%20osman%20toplant%C4%B1s%C4%B1(1).jpg



Beyaz Ev

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
Her dağ yamacına kurduğum,
Beliren her su kenarında,
Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,
Balkonuna tırmanan sarmaşık.
Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
Kışın tütecek bacası.

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
-Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak-
Geçeceğim yol, çıkacağım üç basamak,
Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
Bakmakla doymayacağım yüz...
Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,
O günkü hava,
Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
-Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
Camlarına perdelerini.
Yatak odasında düsüneceğiz bir an
İki kişilik karyolanın yerini...
Yatak odamız, yemek odası, kiler
Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
Karşı karşıya oturacağımız sofra,
Sürahide ışıldayan su,
Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;
Senin yatacağın öğle uykusu...
Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,
Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
Hep geçireceğiz içimizden:
Hayat beraber, ölüm beraber...
Şu göklerin altında,
Olacağız o kadar bahtiyar
Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
Beyaz evimize yerleşecekler,
Uzun kış geceleri onlar da aramızda
Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

SESSİZLİK



Biz o kadar ağladık ki beraber,
Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik.
Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik
Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler.

Etrafta kalan sesler kesildi birer birer.
Hatırlamaz olmuşum, her şey uzakta, silik.
Yalnız senin vücudun... Ah içte bir içimlik
Bir su gibi ellerin avucumda serinler.

Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir,
Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir.
Sessizlik içerime doluyor yudum yudum.

Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş,
Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş.
Ben hiç bir şey duymadan, ben yalnız seviyorum.

ÇOCUKLUĞUM.

Çocukluğum, çocukluğum...
Uzakta kalan bahçeler
O sabahlar, o geceler,
Gelmez günler çocukluğum.

Çocukluğum, çocukluğum...
Gözümde tüten memleket.
Artık bana sonsuz hasret,
Sonsuz keder çocukluğum.

Çocukluğum, çocukluğum...
Habersiz ölen kardeşim,
Mezarı bilinmez eşim,
Her bir şeyim çocukluğum.

Çocukluğum, çocukluğum...
Bir çekmecede unutulmuş,
Senelerle rengi solmuş,
Bir tek resim çocukluğum...

SEBİL VE GÜVERCİNLER

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara...
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

GÜZ

Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun.
Yol tenha, dal mecâlsiz, su durgun.
Tabut yapılan tahta, ev ev taşınan odun.
Bahar, ümit yerine, ey kış, içimde korkun!

Allahım! kararmasa şu göğün...
Dal senin, ağaç senin, döktüğün
Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün.
Geçip gidişi ömrün...

BAHARI BEKLERKEN

O günü görmek için sade bekleyeceğiz,
Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.
Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,
Bir sabah dökülecek baharların baharı.

Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,
Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun,
Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,
Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.

Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,
Bir melek ordan bize uzatacak elini.
-Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.
Ümitlerin en güzelini!..

KİMBİLİR.

İlk yağmur damlası düştü
Kuru yapraklarına güzün.
Ardında kış kıyamet,
Dert, hüzün.
Alınyazısı hepsi.... Kısmet....
Ha yazı, ha kışı geceyle gündüzün,
Kim bilir kaç günü kaldı

Ömrümüzün

BİR SOKAKTA GİDERKEN

Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.
Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.
Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.
Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.

Kalbe aşina bütün rastladıklarım,
Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!
Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,
Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi

Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,
Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.
Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:
Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi

BU RÜZGAR

Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.
Bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek,
Çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek.
- Çek ciğerlerine, bir nefes daha çek,
Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.

HER AKŞAMKİ YOLUMDA

Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum

-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
Sana az daha yakın yaşamak için artık,
Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.


HATIRA

Bir zamanlar oturduğum şu sokak,
Saadet yuvası evler…
Sevinçle uyandığım sabahlar
Taze gazetemi aldığım..
Evimin kapısını çaldığım
O mübarek akşamlar…
Geceler… Akıp giden bir yarı aydınlıkta,
Başlarımız aynı yastıkta.
Nasıl ağlamıştım bir gün sen çıkarken yola,
Neler konuşurduk,
Nasıl otururduk yan yana…
Yollar… Gezindiğimiz kol kola…
Denizler… Kahkahalarla yıkandığımız.
Baharlar! Baharlar! Kırlara uzandığımız…
Gençliğimiz, aşkımız.



SONE


Ölüm, bir anne gibi bize açınca kucak,
Bir tek vücut olacak kederim de yasın da.
Ben bugün su ararken elinin azasında,
O akşam sıcak kanın kanıma karışacak.
bilig, Yaz / 2006, sayı 38
20
Ehram kadar ömrümüz üstümüzde bir kapak,
Göğsümüz taş olurken bir aşkın mumyasında,
Toprağın perde perde açılan dünyasında
Uyumak, asırlarca hiç nefessiz uyumak.
Böyle çekmek isterken seni yerin dibine,
Bir sihirbaz zevkiyle kalbim çarpar da yine,
İğrenerek iterim alevlenen etini.
Bakışlarım derini sıyırıp birer birer,
Büsbütün benim olan bir vücut diye sever,
Çıplak kafatasınla, beyaz iskeletini...
( Kaynak Bilge YÜKSEL,a,g.y , Varlık (c: 1, 1 Temmuz 1934, s. 376)’ )

ALIŞMAK


Her şeye alışmışım yaşamaktan yana,
Sefaya, cefaya, ölene, doğana,
Kuş cıvıltısına, insan hıçkırığına.
Alışmış kimimiz yalnayak9 yürümeye,
Kimimiz kuru ekmeğe;
Göğüs germeye, sabretmeye,
Alışmışız yaşayıp gitmeye…
1955
( Kaynak:  Bilge YÜKSEL,a,g.y , Varlık (c: 1, 1 Temmuz 1934, s. 376)’ )




İSTANBUL 

Seni görüyorum yine İstanbul 
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi`nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy`den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul`um benim,
Kadıköy`ü, Üsküdar`ı...

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar`da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu`nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel`in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"İçi dolu çamaşır."

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir




 İlgili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



 




Yorumlar