İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 138 Günlük: 2980 Toplam: 2022550
Reklam Alanı
Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri






 
Refik Halit Karay
,

15 Mart 1888’de  İstanbul’da doğan 18 Temmuz 1965’te  İstanbul'da hayatını kaybeden Anadolu yaşamını anlatan Hikayeler yazarak tanınan, Milli Mücadele'ye karşı tutum takınan; Romancı, öykü yazarı ve gazeteci TÜRK yazarıdır.

Soyu Fatih zamanında Kırımdan gelerek  İstanbul'a yerleşen Karaim Türklerinden gelen bir ailenin çocuğu olan Karakayış ailesinden Maliye Başveznedarlığında ve Bank-i Osmanî ‘de [1]veznedarlık yapan Mehmed Halit Bey'in oğludur. İlköğretimini Vezneciler’de Şemsü’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te yapmış bununla da yetinmeyerek [2] Özel ders alarak kendini yetiştirmiştir. Rüştiyeden sonra Mekteb-i Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) kaydolarak idadi kısmını bu okulda tamamlamak istedi.  Ancak Fransızca hocası ve okul müdürü ile yaptığı bir tartışma sonrasında yaşadığı bir problem sonrasında Galatasaray Sultanisinden ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra dışarıdan katıldığı imtihanla okuldan diploma aldı. [3] 1907'de Hukuk Mektebine girdi Fakat ikinci sınıfta iken Hukuk Mektebini terk etti. 1909 [4]

Bohem hayata meyilli her şeye muhalif kişiliği tahsil hayatında sorunlar çıkarmıştı. Kendisini  "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım" diye ifade eden yazar Hukuk mektebinde öğrenci iken Maliye Nezareti, Devair-i Merkeziye Kaleminde işe başlamıştı.[5]

Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkez Kalemine kâtip olarak girdiği işini de 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra bırakmıştı. 1908’de Servetİ Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te yazmaya başlayarak edebi hayatına başlangıç yapmış oldu. İlk yazısı Servet-i Funun ‘da 1909 yılında çıktı. Daha sonra Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde başyazıları yazmaya başlamıştı. [6]

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı; Tercüman-ı Hakikat 'de mütercimlik ve muhabirlik yaptı. 1909'da Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, gazete  ancak15 sayı kadar ve iki hafta süresince çıkabilmişti. Bu sırada kurulan Fecri Ati  topluluğuna katıldı.

Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. Muhalif kimliği hakkında “Ben olana, olmuşa, olacağa muhalifim" diyerek kendini ifade eden Karay, İttihatçılara karşı duran yazılar yazıyordu.  "Kirpi" müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası'nı yerden yere vuran yazılarını "Kirpinin Dedikleri" adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkâtip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa'nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop'a sürüldü (1913

FECR-İ ATİ Topluluğu’na katıldı. "Kalem" ve "Cem" mizah dergilerinde "Kirpi" takma ismiyle siyasi mizah yazıları yazıyordu. Bu yazılarında İttihatçılarla git gide ters düşüyordu. 1912'de İttihat ve Terakki'nin istenmeyenler listesine girdi. Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi sonrasında diğer muhalifler gibi Sinop’a sürgün edildi. Sinop’ta üç yıl kaldıktan sonra ÇorumAnkara’ ve Bilecik 'te sürgün hayatı yaşmak zorunda kalmıştı. Bu sürgün yıllarında Türk Edebiyatından Anadolu manzaraları anlatan ilk öyküler yazılmıştı. Bu sürgün yıllarından “ Memleket Hikâyeleri “ isimli eseri doğdu. Bu hikâyeler Milli Mücadele yıllarında başlayacak olan memleketçilik akımının ilk örnekleri olmuştu. Onun ilk sürgün yılları 1919'dan başlayarak Türk Hikayeciliğine  yeni bir sayfa açıyordu. Sürgün olarak gittiği Anadolu'dan çeşitli kesimlerden insanları canlandırdığı "Memleket Hikâyeleri" 1919'da yayınlandı. Bu kitapla, o güne kadar konuları İstanbul'la sınırlı olan konulara Anadolu'yu eklemiş, o yıllara kadar asla anlatılmayan Anadolu’yu anlatan ilk yazar olmuştu.  Bu yönüyle sonradan serpilip gelişen " Köy Romancılığı ve edebiyatının öncüleri arasına girdi. 1918'de Ziya Gökalp 'in çabalarıyla sürgün hayatı sonlanmış ve İstanbul'a dönmüştü.

1917 -1918 yıllarında Yeni Mecmua’da çıkan yazıları dikkat çekmiş Ziya Gökalp’in de desteğiyle ünlü “ Boz Eşek” adlı öyküsü. İttihat ve Terakki’nin desteği ile çıkan “Türk Yurdu “ adlı dergide yayınlanmıştı. [7] Bu öykü ve Ziya Gökalp’in çabaları ile sürgünden kurtularak İstanbul’a dönebildi.

Fakat Birinci Dünya Savaşı hezimetle sonuçlanmış, Talat Paşa Kabinesi 8 Ekim 1918 günü istifa etmiş; 30 Ekim’de Mondros mütarekesi imzalanmış; savaşın kaybedildiği tescil edilmişti. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son kongresini toplayarak kendisini feshetmişti. Birinci Dünya savaşın sonunda İttihatçıların ülkeden kaçmalarının ardından kaleme aldığı “ Efendiler Nereye” adlı makalesi ile İttihatçılardan intikam almış oluyordu. “ Efendiler Nereye? Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?... Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?” (5 Kasım 1918 ) Fakat bu yazısında acı bir ima da vardı. Şafak söküyor sözünden Mondoros Mütarekesini kastediyor olmalıydı. Bu anlaşma zannettiği şekilde olmayacaktı. 

Mütareke yıllarında İstanbul İşgal edildi. Rıza Tevfik’le birlikte Damat Ferit Hükümeti tarafında kalmışlardı. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı ve Genel Merkez Üyesi olmuştu. İstanbul İşgal edilmiş, Anadolu’da Milli mücadele başlamıştı. Bu yıllarda Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapıyor, Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde Damat Ferit Paşa ve hükümetini destekleyen yazılar yazıyordu. Mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası onu Sabah Gazetesinin başyazarı da yapmıştı. [8] Alemdar ve Peyam- sabah’ta da siyasi ve edebi yazılarını yazmaya devam ediyordu.

1919'da Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükümeti arasında yaşanan telgraf krizinde  İstanbul Hükümeti’nin tarafını tutmak zorunda kalmıştı. Fakat bir müddet sonra kendi isteğiyle Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü görevinden ayrılmıştı.[9]

Kurtuluş savaşına karşı tutumunu dile getiren bir yazısından Milli Mücadeleyi başlatanlara karşı yazdığı yazılardan birinde şöyle alay edecekti. “Bir patırtı, bir gürültü. beyannameler, telgraflar... Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak... Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. dört tarafımız açık. dünya vaziyetimizi biliyor. hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım:- kuzum Mustafa, sen deli misin?" Milli Mücadele yıllarında Refik Halit Damat Ferit sempatizanı, İngiliz mandasını isteyen bir gazeteci ve yazar olarak dikkat çekmişti. Ağzının tadını bilen yemek yemekten zevk alan bir gurme olarak Yunanlılar, Eğe’de ilerlerken o yazılarında patlıcan, bamya, kabak dolması meselelerini anlatan yazılar yazıyor, geceleri içkili eğlencelerde sohbetlere katılıyordu. "Onun kanaatine göre bu savaş gerçek bir kurtuluş savaşı değil, ittihatçılar tarafından, tekrar iktidara gelmek için yapılan bir kardeş kavgası, bir kardeş boğazlaması idi." [10]

1922'de Aydede mizah gazetesini çıkardı. Aydede isimli dergide İstiklal Harbini ve Ankara hükümetini çok sert şekilde eleştiriyor alaya alıyordu. İzmir’in Kuvayı Milliyecilerin eline geçmesinden sonra Milli Mücadelenin kazanıldığı açıkça ortaya çıkmıştı. Ani bir dönüşümle Milli Mücadeleyi destekleyen göklere çıkaran yazılar yazmaya başlamıştı. Fakat bu çabaları yetmeyecekti. Refik Halit Karay’ın adı “ Yüz Ellilikler Listesi”nin içindeydi. İstanbul'un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1924 de Beyrut’a kaçmak zorunda kalmıştı.

Suriye vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Beyrut, Hatay ve Halep'te 15 yıl süren sürgün hayatı boyunca Halep'te yayımlanan[11] Doğruyol ve Vahdet gazetelerinin yönetimini üstlendi. Hatay’ın Anavatan’a ilhâkı sırasında vatanseverce gayret ve hizmetlerde bulunmuştu. Atatürk e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı. Af kanunu ile yurda döndü.
15 yıllık kaçak hayatından sonra 1938’de af çıkarılmasıyla yurda dönebildi. Yeniden gazeteciliğe başladı.
Gazetelerde yazılar yazdı, daha önceden çıkardığı Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınlamaya başladı.  Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.

 

EDEBİ YÖNÜ

Refik Halit,  "kendine özgü" yazarlarından biri olmuş yemeğe, kadına içikiye ve eğlenceye düşkün bir yazar olarak nam salmıştır. Yakup Kadr, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları adlı kitabında onun bohem hayatı ile ilgili pek çok ayrıntı vermiştir.
Yakup Kadri ile Refik Halit ilk gençlik dostlarıdır. Onu yakından tanıyan Yakup Kadri
 arkadaşı Refik Halit’i, “çapkın mı çapkın, keyfine düşkün bir bohemdir” diye tarif edecektir. Refik Halit, ölümünden bir yıl önce yapılan bir söyleşi de, "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım” diyerek kabul etmiştir. Yakup Kadri ise Refik Halit’i şu şekilde anlatmıştır.  , “mizacı itibariyle kendi özel hayatına düşkün olan Refik Halit’in tehlikeli ve çetin siyasi mücadelelere kalkması, sürgünleri, idamları göze alması, ömrünün yirmi yılını iç ve dış sürgünlerle geçirmiş bulunması tuhaf bir çekişme gibi görünmektedir. Zevke düşkünlüğüne rağmen, kaleme sarılınca hırçınlaşan, hicvetmekten kendini alamayan bir yazardır. Yaşadığı sürgünler, onun bilgi ve görgü âlemini zenginleştirmiş, dolayısıyla eserlerine gözlem zenginliği katmıştır. Izdırap onun ruhunu beslemiştir. Eğer sürülmeseydi, edebiyatımız, Memleket Hikâyeleri ve Gurbet Hikâyeleri gibi iki şaheserden mahrum kalırdı. Milliyetçiliği sürgündeyken daha da gelişti." [12]

Refik Halit edebiyata Fecr-i Ati topluluğu içinde ve Servet-i Funun çizgisinde olması gereken bir yerde başlamıştır. Buna rağmen Fecr-i Atinin sanat ve dil anlayışını benimsememiş bir yazardır.  Milli Mücadele yıllarında Damat Ferit Hükümeti saflarında kalmış İttihatçılar ile ters düştüğü için sürgün yaşamış bun arağmen sade dil anlayışı ve memlket konularını işleyen Hikaye, Roman ve Makaleleri  Milli Edebiyatın safında kabul edilmiştir.

Refik Halit, mizah dergilerinde yergi ve taşlamalarla yazıya başlamış, ömrü boyunca da ironiden vazgeçmemiş bir yazardır. İroni onun yazılarındaki başlıca unsurlardan birisidir. İstanbul Türkçesi’nl en iyi kullanan yazarlardan biri olan Refik Halit’in mizah ve hicivleri de oldukça güzeldir.

Türk Edebiyatı'nda ilk defa Anadolu'yu tanıtan öyküler yazan yazardır. Bu yüzden edebiyatımızda Memleketçilik akımının ve Köy Romancılığının başlangıcı Refik Halit kabul edilmektedir. Kıvrak dili, keskin zekâsı, Türkçeyi kullanma becerisi ile yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün yapmıştır. Hikâye ve romanlarında, Mapaussant tarzı öykü tekniğini benimsemiştir. Yazdığı öykülerini Maupassant tarzı ve realizmi ile Anadolu’nun sefâletini , geriliğini, asilliği ve yüceliğini de anlatmıştır.

Yakup Kadri’nin Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımladığı 1909 yılında Refik Halid de Zend Avesta başlığı altında şunları söylemektedir: “Refik Halid o yazılarında alışılmış nesir temlerinden hiç birine yer vermemekte, hep cansız şeylerden canlı varlıklar gibi bahsedip durmakta idi. Çok şahsiyetli bir üslubu da vardı ve bunda Edebiyatı Cedide’nin allı pullu süslerinden hiçbir iz gözükmüyordu. Refik Halit bununla kalmıyor, gayet sade bir konuşma Türkçesiyle yazıyordu”. Yakup Kadri’nin bu tespitleri aşağı yukarı Refik Halit’in edebi portresi olmaktadır.

İttihat ve Terakki iktidarı marifetiyle Anadolu’da yaşadığı sürgün yılarlında Anadolu İzlenimlerini dili getirdiği Memleket Hikâyeleri Ziya Gökalp’ın yönettiği Yeni Mecmuada yayımlamış, (Ocak-Ekim 1918). Bu öyküler, Millî Edebiyat ve Sade Lisan akımlarının genişletip benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Gözleme dayanan tasvirler, portreler, benzetmelerini sade, akıcı ve etkili bir dil ile yazmış,1920'lerden sonra daha da arı ve anlaşılır bir dil kullanarak bu yolda örnek olmuştur.Hikaye ,RomanHatıra, kronik, mizah ve hiciv türle­rinde eser veren Refik Halit Anadolu halkının hayatından alınmış hikâyelerinden mey­dana gelen Memleket Hikâyeleri ile meşhur olmuş, çağdaş hikâyeciliğin güzel örneklerini vermiştir.

Eserlerinde konuşma dilini ustaca kullanan yazarın .Romanlarının konusu  Aşk, Beşeri Sevgili ve kadındır. Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir. Yurtdışına kaçmadan önce yazdığı "İstanbul'un İç Yüzü" en iyi romanı sayılmaktadır. 1920'de yayınlanan bu romanda, İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelişinden 1'nci Dünya Savaşı günlerine kadar olan İstanbul'u yansıtmıştır.  Türkiye'ye dönüşünden sonra yazdığı romanları daha fazla satma ve okunma kaygısıyla yazılmış romanlardır.  

“Sürgün” adlı romanı, okuyucunun merakını canlı tutan bir kurguya sahiptir. Refik Halit'in “Nilgün adlı romanı , Bugünün Saraylısı ve adları pek duyulmamış diğer romanları okunduklarında düş kırıklığı yaratmayacak yapıtlardır. Çoğu romanlarında esrarengiz güzel bir kadın bulunur. Bu kadın,, romanın kahramanı olan erkeğin psikolojisinin gerçekçi bir çiziminde de önemli rol oynar. Yezidin Kızı ve Çete romanları buna örnek verilebilir.”


HİKÂYE VE ROMANLARINDA TİPLER:

Yazı hayatının ilk yıllarında yerli tipler ve mahalli konuları hikâyeleştiren Refik Halid, eserlerinde cinsellik, namus, geçim derdi, iş hayatı, kötümserlik ve bezginlik konularını ele almayı tercih eden bir yazar olarak karşımıza çıkar.  Kahramanları genellikle, orta sınıf insanlar ve memurlardır. Memurlar, komik yönleri, sebebi izah edilmeyen kayıtsızlık ve uyuşukluk özellikleri ile ele alınmışlardır.

Hikâyeler uzun ve dikkatli gözlemlerle yazılmış sıradan orta tabaka insanlarının hayatını aktaracak tiplemelerden seçilmiştir.  “Bu yazılarda, insanları harekete sevk eden cinsel hisler ve maddi menfaat endişesidir. Peyzaj, dekor ve portreler genellikle olayın akışını, kişinin ruhsal yapısını ortaya koyacak tarzda kaleme almıştır. Genellikle hikâyelerde anlatılan olaylar, üzücü bir akıbetle son bulur. Kadınlar, orta sınıf halk tarafından cinsel arzuları ve cazibeleriyle tanınır.”

Refik Halid' in hikâyelerindeki genç kızlar ve kadınlar;  çeşitli cinsel duygularının tesiri altındadır. Bu kadınlar, kasabadaki memurların ve eşrafın zevkine hizmet etmeketdirler. Bu motifler sonraki yıllarda birçok yazar tarafından sık sık kullanılmıştır. Refik Halit’in erkek tiplemeleri memurlar, ağalar din adamları, ticaretle uğraşanlar, bir harbin hatırasını taşıyanlar çevrelerindeki halktan bazı yönleri ile çok farklı karakteristik özelliklere sahip olan erkek tiplemeleridir.

ÜSLUP ÖZELLİKLERİ:

Kıvrak, sade anlaşılır bir dile sahip olan R. Halit’in üslûbu oldukça çekicidir. Eserlerinde sade kıvrak çok net anlaşılan sıcak ve samimi bir izah vardır. Dilinde ilginç ve özgün betimlemelerle zekâ işi kıvrak ironiler vardır. Çevre tasvirlerinde başarılı hikâye tekniğinde kuvvetlidir. Maupassant tarzı öykücülüğü iyi kavramış, merak ve entrikayı öykülerinde başarıyla kurgulamıştır. İç gözlem ve iç tasvirlerinde zayıf kalmasına rağmen dış tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Gözlemlerini bir“ Ressam-yazar” özelliği içinde aktarmış kelimlerle tablolar çizebilmiş diyebileceğimiz renkli tasvirler anlatmıştır.

 
Eserlerindeki olaylar, ilgi çekici ve sürükleyicidir. Eserlerinde karkater yaratmada başarısız kalmasına rağmen tiplemeler üretmesinde oldukça başarılıdır. Onun tiplemeleri ise güçlü gözlem ve betimlemelerinin sonucudur.  

Anadolu insanı ve coğrafyasını yakından görmüş, detaylı gözlemlemiş, taşraya merakla ve laborant hassasiyetiyle bakan bir İstanbullu nazarıyla taşrayı anlatmıştır. Onun dilini ve üslubunu yaratan özellikler, kimseye özenmeden anlatmak, kimseye benzemeyen kendi mizacından mayalanan, renklenen bir sıcaklık, sevecenlik, heccavlık hatta hinlik ile oluşmuştur.

Romanlar

  • İstanbul'un İç yüzü (1920)
  • Yezidin Kızı (1939)
  • Çete (1940)
  • Sürgün (1941)
  • Anahtar (1949)
  • Bu Bizim Hayatımız (1950)
  • Nilgün (1950-1952)
  • Yeraltında Dünya Var (1953)
  • Dişi Örümcek (1953)
  • Bugünün Saraylısı (1954)
  • İkibin Yılın Sevgilisi (1954)
  • İki Cisimli Kadın (1955)
  • Kadınlar Tekkesi (1956)
  • Karlı Dağdaki Ateş (1956)
  • Dört Yapraklı Yonca (1957)
  • Sonuncu Kadeh(1965)
  • Yerini Seven Fidan(1977)
  • Ekmek Elden Su Gölden (1980)
  • Ayın On Dördü (1980)
  • Yüzen Bahçe (1981)

Hikayeler

  • Memleket Hikâyeleri (1919)
  • Gurbet Hikâyeleri (1940)


KAYNAKÇA 


  • [1] Anonim http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=824 son erişim 12-11-2012
  • [2] Anonim,http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/refik_halit_karay.html, son erişim 12-11-2012
  • [3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [4] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [5] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [6] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [7] Anonim, http://www.biyografi.info/kisi/refik-halit-karay, son erişim21-11-2013
  • [8] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [9] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [10] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.69
  • [11] http://www.idefix.com/kitap/refik-halid-karay/urun
  • [12] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.65-72


GURBET HİKÂYELERİ KİTABINDAN HİKÂYE ÖZETLERİ:


Eskici :

Hasan adında bir çocuk vardır ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşarken anne ve babasını kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır. Yöre halkı Hasan’ı Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun görmüşlerdir. Hasan’ı vapura bindirip Filistin’e gönderirler.

Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar. Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme zamanı gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey gelmez.

Köpek :

Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini düşünerek onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek, Osman’ın yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu sevmeye başlar.

Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz. Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını atmıştır.

Testi:

Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler. Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu soktuğunu söyler.

Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz, testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.

Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok geçmeden doktorun yanında yerini alır.


SÜRGÜN “ ADLI ROMANININ ÖZETİ :


Romanda sürgüne gönderilen bir yüzbaşıdan bahsedilmektedir. Hilmi efendi görev sırasında bir üst komutanı ile haklı olduğu bir konuda tarşımya yaşayınca Beyrut’a sürgüne gönderiliyor. Daha gitmeden sürgünün ne kadar kötü ve çekilmez olduğu hissine kapılıyor. Hayatında ilk defa gittiği Beyrut şehrinde başına nelerin geleceğinden, kimlerle tanışacağından habersiz bir ruh hali ile gidiyor Beyrut’a. istanbulda bir karısı ve birde Seher adında bir kızı vardır.bir taraftan da onlardan ayrılmanın üzüntüsünü yaşamaktadır.
Beyrut’a geldiği ilk günlerde çok yalnızlık çeker. Cebinde ki para çok kısıtlıdır.bir iş bulana kadar o para ile geçinmek zorunda olduğu için yemeğinden bile tasarruf yapmak durumaundadır. Daha sonraları Türklerin yaşadığı mahallelerde bulunan kahvelere gidip dertleşebileceği memleketten konuşabileceği birilerini aramaya başladı. Hilmi efendi gerçekten çok efendi bir insandıhiç kimse ile bir sorun yaşamazdı. Bir gün tesadüfv eseri Beyrut mahallelerinde gezerken eski bir arkadaşına rastladı. Arkadaşı gazoz satıyordu. Onu hemen tanımıştı. Hemen muhabbet etmeye başladılar. Hilmi efendi buna çok sevinmişti. Arkadaşının adı Çopur Apti idi. Bundan sonra arkadaşları ile beraber kalacaktı. Çopur Apti’nin iki arkadaşı daha vardır. Bunlardan birisi çok etkileyici gazeller yazabiliyordu. Hilmi Efendide bundan sonra Çopur Apti gibi gazoz satmaya başlar. Ama herşey hilmi Efendinin hesapladığı gibi gitmez. Tam işler yoluna koyulfdu derken, bir sabah Hilmi Efendi gazoz almaya dükkanın önüne geldiğinde dükkanın kepenklerinin kapalı olduğunu fark eder. Adam gece toparlanıp kaçmıştır. Nedenini anlamaz. Neyse ki çalışırken biraz para biriktirmişitir. O para ile birkaç hafta daha karnını doyurabilir fakat daha sonra ne yapacağını bilmez. Arkadaşları ile kavga yapmaya başlar. Arkadaşları siyatle çok ilgilenirler. Ve sürekli bu konuda tartışmalar yaparlar.bu da Hilmi Efendinin hiç hoşuna gitmezdi. Bu sırada arkadaşlarından biri vefat eder. Buna çok üzülürler. Hilmi Efendi daha fazla tahammül edemeyip onların yanından ayrılır. Neyseki Hilmi Efendi İstanbulda görev yaparkanbirlikte çalıştığı büroratlarla karşılaşır. Bu olay onun için çok büyük moral olur. Bu sırada İstanbul ‘daki ailesi ile sürekli mektuplaşmaktadır. Son zamanlarda annesi kızı Seher’e sahip olamadığını geceleri eve gelmediğini yazınca Hilmi Efendinin kafası bir hayli bozuluyor. Ve Hilmi Efendi acaba bir yolunu bulup İstanbula gidebilirmiyim diye düşünmeye başlar. Fakat bu isteğinin ne kadar imkansız olduğunun da farkındadır. tanıştığı arkadaşlardan birisi onu evine yemek yemeye davet eder. Bu Hilmi Efendiyi çok mutlu etmiştir. Hem eski günlerden konuşup anılarını yaşatabileceklerdi hem de son günlerde yaşadığı sıkıntılı günleri biran olsun unutabilecekti. Yemeğe gitti çok güzel bir gün geçirmişti. Arkadaşı Hilmi Efendiyi tanıdığı için onun kimsenin hakkına tecavüz etmiyeceğini ve hiç kimseye karşı kendi çıkarları doğrultusunda olsa bile ahlaksız davranışlarda bulunmayacağını biliyordu. Bu nedenle onu uyarma ihtiyacı hissetti. Çünkü Beyrut gibi bir yerde bu şekilde yaşayabilme şansı çok azdı. Hilmi Efendi biraz daha dikkatli olmaya çalışacağına dair kendi kendine bir karar aldı. Hilmi Efendinin İrfan adında çok eskiden tanıdığı bir arkadaşı vardı.karşılaştıklarında Hilmi Efendi o kadar çok sevinmişti ki bir an bütün dertlerinin çözüm bulacağını tekrardan eski günlere dönebileceğini düşünmüştü. İrfan Halep’e gitti. Orada işlerini yoluna kuyup güzel bir iş ayarlar ayarlamaz Hilmi Efendiyi yanına çağıracaktı. Hilmi Efendi bu sırada bitin cesaretini toplayıp daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapmak için bürokrat olan bir arkadaşının yanına yardım istemek için gider. Arkadaşı buna çok şaşırır. Ona elinden gelebilecek hertürlü yardımı yapmaya hazır olduğunu ifade eder. Hilmi Efendi halen İsatambul’da bulunaneşi ve güzeller güzeli kızından haber alamadığınıbunun kendisni çok yıprattığını söyledi. Arkadaşı hemen harekete geçip İstanbuldaki yetkililere gerekli emri verdi ve Hilmi Efendiye dönerek hiç merak etmemesini çok kısa süre içerisinde ailesinden hayırlı haberlerin geleceği ni söyledi. Hilmi Efendi rahatlamıştı. Bu sırada İrfan Halep şehrini tanıyor iş imkanlarına bakıyor sokaklarda geziniyordu. Hemen güzel bir ortam yaratıp Hilmi Efendiyi yanına çağırmk istiyordu. Sık sık Hilmi Efendiyi Halepteki vaziyetten haberdar etmek için mektup yazıyordu. Hilmi Efendi her mektupta yeni bir umut olduğundan açarkan çok heyecanlanıyordu. İrfan halep’de bir bahçeye gidip gelmeye başlamıştı.bahçe çok havadar etrafı sarmaşıklarla dolu insanı gençleştiren bir şekilde dizayn edilmiş olan bir bahçeydi. Bir bahçenin sahneyi çok güzel gören bir yerine oturmuş hem içkisini içiyorhem de kara kara düşünüyordu. Hala uygun bir iş bulamamıştı. O sırada sahnede beyaz tenli yarı çıplak bir giysi giymiş vücudunun mahrem yerlerini büyük bir cesaretle sergileyen Türk’e benzeyen çok güzel bir kız gördü. Çok etkilenmişti. Garsonu çağırdı kızın hakkında bilgi almak istedi. Garson Kızın Türk olduğunu adının Nevber olduğunu söyledi.sahnedeki kız da İrfanın bu denli etkilendiğini anlayınca ona bir bira göndertti ve sahneden İrfan’a bütün etkıleyiciliğini kullanarak göz kırptı. İrfan kıza aşık olur. Onunla görüşmek tanışmak ister. Bu arada Hilmi Efendinin bürokrat arkadaşının halep’e gitmasi gerekmektedir. Hilmi Efendiye gelmek isteyip istemediğini sorar. Hilmi Efendide zaten gitmek istediğini beraber yolculuk yapacak olmalarının kendisini çok mutlu edeceğini ifade eder. Hilmi Efendi İrfan’dan uzun süredir haber alamamaktadır. İrfan Nevber Hanımla tanışır. Nevber aslıda psikolojik sorunları olan b ir kızdır. İrfanla bir barışıp bir kavga ederler. Hilmi Efendinin halep’e geldiği İrfan Halep sınırlarını terk etmiş bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni. İrfan’ın Nevber adındaki kızın aslında gerçek isminin Seher olduğunu ve Hilmi Efendinin kızı olduğunu öğrenmesidir. Aslında daha da önemli olan sorun İrfanın bu kıza deliler gibi aşık olmasıdır. Bürokrat arkadaşı ve Hilmi Efendi Halep’e geldiklerinde çok büyük bir ilgi ile karşılaşırlar. Hemen onlar için içki masaları ve binbir çeşit yemekli masalar kurulmuştur. Ve bununlada kalmayıp İrfan’ındaha önce sürekli gidip geldiği bahçeden aralarıda Nevberin de bulunduğu güzel kızlardan seçilmiş bir grubu onlar için davet etmişlerdi. Fakat Hilmi Efendinin bu hazırlananların hiçbirinde gözü yoktu. O İrfan’ın hala Halep’te olduğunu sanıyor ve bir an önce onunla görüşmek istiyordu. Hava kararınca arkadaşları Hilmi Efendinin hala mutsuz oldupunu görünce onu bahçeye götürmeye ikne ettiler. Herkes ona Nevberden bahsediyordu. Oda kızın nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyordu. Bahçeye gittiler. Sahneyi en güzel şekilde görebilecekleri bir yere oturdular. Herkes merakla Nevber’I bekliyordu. Nevber sahneye çıktı ve seyircilerin buluduğu alandan bir karmaşa sesi ve bir uğultu yükseldi. Hilmi Efendi kızı olduğunu anlayınca olduğu yere yığılıp kalmıştı.


 
gili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 




Yorumlar