İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 96 Günlük: 512 Toplam: 2040437
Reklam Alanı
Nabizade Nazım Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri


Dosya:Nabizade Nazım.jpg


Nabizade Nazım ( 1862- 1893)


Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893)

Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı Karabibik ile Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın Tanzimat dönemi yazarıdır.

Tam adı Ahmet Nazım olan yazar, 1862 de İstanbul Nişantaşı semtinde doğdu. Doğum tarihi kesin olmasa da 1862 yılı olarak kabul edilmektedir. Annesinin genç yaşta ölümünden sonra Beyoğlu taraflarından Yavuz Selim Mahallesine taşındılar Ve ilköğrenimine aynı semtteki Mekteb-i Selimiye de başladı. Bu defa babası Nabi Efendi ölünce ninesi ile birlikte yaşamaya başlamıştı.[1] “Yadigârlarım “ adlı otobiyografik eserinde aktardığına göre babasının içkici ve ruh hastası bir adamdı. Annesi ise genç yaşında hayata veda etmiş çocukluk ve ilk gençlik yıllarında sıkıntılar içinde büyümüştür.[2]  Baba adı Nabi olduğu için Nabizade Nazım olarak anılmıştır. Ninesinin yanındayken Tophane Mahalle Mektebi'ni bitirerek Salıpazarı'ndaki Fevziye Rüştiyesi'ne kaydolduysa da, daha sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi ilk bölümüne girdi. İdadi(lise) öğrenimini bu okulda tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da (kara askeri mühendis okulu)yaptı ve 1884 te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu.[3]

Edebiyat dünyasına öğrencilik yıllarında şiirleri ile adım atmış, şairlik yönü zayıf kaldığı için daha sonra öykü ve roman türlerinde denemeler yapmıştır. Şiirlerini ise sonraki yıllarında “Heves Ettim” adıyla bir eserde toplamıştır.

Mekteb-i Harbiye-i Şahane'ye (genelkurmay okulu) girdi. Bu okulu da, 1886 da Erkan-ı Harbiye yüzbaşısı olarak bitirdi. Başarılı bir öğrenci olması dolayısıyla bitirdiği okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı; matematik, "yüksek cebir", askerlik "istihkam"ve "topoğrafya"dersleri veren askeri bir öğretmen oldu. Bu başarılarından sonra  "Keşif ve araştırma" yapmak üzere 1888 de Suriye'de görevlendirildi. İki yıl Suriye’de çalıştı. Suriye’de çalışırken Kolağası ( Binbaşı ) rütbesine yükseldi. 1890 da iki yıl kaldığı Suriye’deki görevini bitirip  İstanbul'a döndü.  İstanbul’a döndüğünde Mecidiye Nişanı ile ödüllendirildi. [4] Bir arkadaşının aracı olmasıyla daha önce görüp sevdiği kızla evlendi. Ama mutluluğa evlilik yaşamında da kavuşmadı; evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördüyse de iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar 'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.[5]



Nabizade Nazım /Sanatı

Nabizade Nazım'ın ilk yazısı 1880 de Vakit gazetesinde A.Nazım imzasıyla yayımlanan Esaret başlıklı denemesidir.  Daha sonra, şiir, yazı tercüme ve çeşitli makaleleri, Hazine-i Evrak, Mirat-ı Alem, Rehber-i Funun, Afak, Berk Manzara dergilerinde yayınlandı.[6] [7]Nabizade,1880-1890 yılları arsında çok verimli bir yazı dönemi geçirdi. 1891 yılında Suriye’den döndükten sonra Servet-i Funun dergisinde yazıları çıkmaya başladı. Daha çok Romantizm’den etkiler taşıyan şiirleri ile bilimsel konuları işleyen makalelerini, Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımladı. Servet-i Fünun Dergisi’nin de ilk yazarları arasına katılarak 1896 da Tevfik Fikret'in "edebi" yönetimine geçen bu derginin adını duyurmasında önemli katkıları oldu.  

Özellikle Zehra adlı romanı ile edebiyatçı olarak ün kazandı ve Tanzimat döneminin önemli romancılarından biri oldu. Yazılarında Ravi[8] adını da kullanan yazar Zehra adlı romanı ile de şöhretini perçinledi. Zehra adlı romanında natüralizme kayan bir tutum vardır. Bu romanı sade bir dile yazmış, “Zehra” (1896) edebiyatımızda ilk psikolojik roman denemesi olarak yer almıştır.

ESERLERİ[9]

Heves Ettim(şiir,1885);
Minimini-yahut-Yine Heves(şiir,1886);
Yadigarlarım(anı-öykü,1886)
Zavallı Kız(öykü.1890)
Bir Hatıra(öykü,1890)
Karabibik  (uzun öykü,1891)
Sevda(öykü,1891)
Mini Mini Mektepli(okuma ve yazma parçaları,1891)
Hala Güzel(öykü,1891)
Haspa (öykü,1891)
Seyyie-i Tesamüh(-hoşgörünün kötülüğü-uzun öykü,1892)
Esatir(mitoloji,1892)
Aynalar(fizik kitabı,1892)
Zehra  (roman,1896)

 


KAYNAKÇA


  • [1] Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçılar Ansiklopedisi, CVI, Ank. 2005, shf- 484-
  • [2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Nabiz%C3%A2de_N%C3%A2z%C4%B1m
  • [3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Nabiz%C3%A2de_N%C3%A2z%C4%B1m
  • [4] Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçılar Ansiklopedisi, CVI, Ank. 2005, shf- 484-
  • [5] Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçılar Ansiklopedisi, CVI, Ank. 2005, shf- 484-
  • [6] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005,
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005,
  • [8] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005,
  • [9] http://tr.wikipedia.org/wiki/Nabiz%C3%A2de_N%C3%A2z%C4%B1m


KARABİBİK-Nabizade Nazım


Türk Edebiyatının ilk gerçekçi uzun Hikayesi ve ilk köy romanıdır. Zehra romanından altı yıl önce yani 1890 yılında Nabizade Nazım tarafından yazılmıştır. Toplumcu tutumuyla günümüz hikayeciliğine yaklaşır. Toprak sorunu, geçim derdi, insanın doğayla pençeleşmesi, yöresel gözlemle Anadolu gerçeklerimizi yansıtan ilk bilinçli hikaye olarak Karabibik öncelik kazanır. Antalyanın Kaş ilçesine bağlı Beyelik köyünde yaşamaktadır. Karabibik, sekiz dönümlük tarlasında yaşamını sürdürmek zorundadır. Tarlasını sürmek için Koca İmamın öküzlerini kiralar. Kızı Huriyi Koca İmamın kayınçosu Sarı İsmaille evlendirebilse öküzleri kiralamaktan kurtulacaktır. Sarı İsmail başka bir kızla evlenince bu umudu suya düşer. Tefeci bir Rumdan yüksek faizle borçlanarak, bir çift öküz alır. Tarlası, öküzleri olduğu için nasıl olsa kızına bir kısmet çıkacaktır. Ve çıkar. Kavgalı olduğu toprak ağası Yosturoğlunun yeğeni Hüseyin sevmekte olduğu Huri ile evlenince, Karabibik, bu mutluluktan payını alır.

Nabizade Nazım'ın, Karabibik'i yazmadan önce Antalya'nın köylerine gidip çevre, kişiler ve kişilerin konuşmaları hakkında bilgi sahibi olmak için araştırmalar yapmıştır. Anadolu'yu ve Anadolu'da yaşayan kişileri yakından bilen yazar, doğallığı bozmamak için köylülerin konuşmasını bu romanda da olduğu gibi vermiştir. "Andalya'dan çağırmışla, muavna olacâmış." cümlesi bunun örneklerinden biridir. Yazar bunur yapmakla yerli ve mahallî öğelerden yararlanmıştır.

Köylülerin bakış açısıyla eserini kaleme alan Nabizade Nazım, köylüler için önemli olan tarla, hayvan gibi yerli öğeleri ön plana çıkarmıştır. Hatta kızların evlenmeleri bile köy hayatındaki yerli öğelere göre şekillenmektedir.

Yazar, köylülerin evlerini ve tarlalarındaki çalışmalarını gerçekçi bir dille betimlemiştir. Bu yüzden de eserde mekan önemli bir yer tutar. Köy yaşamındaki bu gerçekçi anlatım, metin ile metnin yazıldığı dönem arasındaki yakın ilişkiyi de ortaya koyuyor. Köy yaşamı için o zaman önemli olan öğeler esere damgasını vurmuştur. Bunlar: tarla, bir çift öküz, harmandan harmana borç ödeme, faizle borç alma, kız alıp verirken bazı hesaplan gözetmedir.

Köy yaşamı doğal bir şekilde esere aktarıldığı için eserin olay örgüsü okura köy yaşamının bütün doğallığını, köy yaşamında insanlar için nelerin önemli olduğunu ve köy yaşamının nelere göre şekillendiğini hissettirmektedir. Yukarıdaki metin Karabibik'in kızını evlendirirken neleri göz önüne aldığını göstermektedir.


Eserdeki kişilerin işlevi, bir Anadolu köyündeki yaşamı yansıtması için seçilmeleridir. Köyün zenginini Yosturoğlu, köydeki bir çiftçiyi Karabibik, köylülere faizle borç veren kişiyi Rum bakkal Yani, köydeki gençleri Karabibik'in kızı Huri ve Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin temsil eder. Yazar bu kişilerle köy yaşamını ve kişiler arasındaki ilişkileri doğal bir şekilde yansıtmıştır. Bu kişilerin hepsi eserin yazıldığı dönemde bir Anadolu köyünde karşılaşılabilecek kişilerdir.

Romandaki kişiler toplumun içinden kişiler olduğu gibi, olayların geçtiği mekân da o günün gerçeklerine uygun bir mekândır. Yazarın gerçekçi tutumu hem mekân hem de kişi betimlemelerine yansıdığı için eserdeki mekânların gerçeklere uyduğunu söyleyebiliriz. Yukarıdaki parçada mekân Karabibik'in çift sürdüğü tarlasıdır. Bu tür mekân herhangi bir köyde görülebilecek bir mekândır.

Karabibik, in deneye dayalı Roman anlayışı doğrultusunda gerçekçi bir yaklaşımla yazılmıştır. Bu anlayış Tanzimatçılara Batı'dan gelmiş bir anlayıştır.


Eserden bir bölüm:

"Din... ha gözüm, ha!... Ç/ç ç/ç ç/ç ç/ç/ Yürrüüü, hööl... dah dahi.."

Karabibik birinci dönümü bitirmek üzereydi. Sağa sağa kaçmaya çalışan "Benekliyi övendirenin burnuyla yola getirmekteydi. Yüreğinde bir sevinç duyuyordu. Saban'in sapına çalımlı çalımlı sarılarak, kuvvetli demirin açtığı çığın üzerinde ağır adımlarla yürümekteydi. Harımın (Tarla ve bahçe çevresindeki çit) yanına kadar yaklaştı, Hayvanları harmanlatıp ikinci dönüme geçti... Hem yürüyor, hem şarkı gibi bir şey mırıldanıyordu: Bas gidelim, yavrum da bas, gidelim!

Etrafta çiftçiler kendilerini işlerine vermişlerdi. Yanı başında Deli Ali Koca İmam'ın tarlasını nadas etmekteydi. İki erkek arada sırada birbirlerine seslenmekteydiler:

Hey Deli Ali! Köşkerli Yusuf Ağa ni halt etmiş?

Körses'e gitmiş: beşlengisini almaya.

Sarı Simayil ni vagıt everiyoo?

Yaydan geri.

Artık Karabibik Huri'yi Sarı Simayil'e vermekten umudunu kesmişti; ama buna da artık lüzum kalmamıştı; çünkü kendisi de çift sahibi, mal sahibi idi.

Bundan geri kızımı yalvaran alsın... Zati, Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin Huri'ye göz koymuş idi ya! Karabibik o kadar ahmak mıdır? Hüseyin'in daima kendi damı yöresinde dolaşmasındaki hikmeti anlamayacak mı ya. Hey kuzum hey, buna gençlik derler... Kendisi de vaktiyle o zaman böyle ihtiyar değildi; sakalı falan yoktu. Canım insan da ne çabuk kocayor

işte o zaman Huri'nin anası Sıdıka'yı böyle kovalaya kovalaya almıştı... Ya Sıdıka da kendisinden ne kadar kaçar dururdu... Hele bir kere, hiç hatırından çıkmaz, Karabucak köyünün yolunda, mah burada, tiyatronun yanı başında rast gelmişti. Şöyle üzerine doğru yörüyünce kadın: "aman ana" diye zaylak gibi bağıra bağıra koşup kaçmıştı. Ee ayol buna naz ederler. Bu hatıralar Karabibik'in keyfini artırdı. Şarkıyı yüksek sesle söylemeye başladı.

Deli Yusuf'un zurna gibi çarlak sesi uzaktan doğru işitilmekteydi:

Yire batası... Dün ni şekil gelmedin? İreceb'i yola salacaklâmış. Şüüt..."

Karabibik Deli Ali'ye seslendi:

Genem Deli Yusuf ünlüyooo.

He, he ireceb'i uğratacaklâmış deyoo... Senin haberin vâ mı?

Dün gün Yosturoğlu diyoodu, askere gidiyoomuş.

Andalya'dan çağırmışla, muavna (muayene) olacâmış.

Karabibik Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin'i düşünmeye başladı. Gelecek yıl Hüseyin Esnana girecekti. Kızını bırakıp gidecek demekti. Kim bilir, kaç yıl kalacak? İhtimal dönüp gelemeyecek. Ni hal etmeli? Huri de artık kocamaktaydı.

Harımın deliğinden Huri göründü. Damda canı sıkılmış. Şöyle gezmeye çıkmıştı... Babasının yanına geldi. Öküzlere hayran hayran bakmaya başladı. Baba kız birbirine hiçbir lâkırdı söylemiyorlardı. Sanki iki yabancı gibi davranmaktaydılar. Arkadan Hüseyin de görünmesin mi? Karabibik hâlden anlarcasına gözlerini kırptı.

 

 

ZEHRA-Nabizade Nazım



Türk edebiyatında Nabizade Nazım, ilk köy romanı olan “Karabibik“ten altı yıl sonra yayınladığı “Zehra romanı” ile Tanzimat romancılığımızın töresel gerçekçiliğinde etkin bir aşamayı vurgular. (1896) Bilinçli realizm natüralizm akımını uygulamaya çalışır. Namık Kemal romantizminden uzaklaşma çabasını başarıyla sürdürür. Tazimat Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatı arasındaki Türk aile yaşamının günlük izlenimlerini, İstanbul Beyoğlu serüvenlerini, günden güne sefalete sürüklenen bir insanin psikolojik dünyasını Suphi’yle birlikte yaşarız.

Zehra Özeti

Olay 1880 yılında İstanbul’ da geçer. Tüccar Şevket Efendi kızı Zehra’yı katibi Suphi ile evlendirir. Suphi’ nin annesi , Sırrıcemal adında bir cariyeyi eve getirir. Zehra’ nın kıskançlıkları başlar , bu kıskançlıklardan bıkan Suphi, Zehra’ yı boşar ve Sırrıcemal’ le evlenir. Zehra intikam almak için Ürani adlı çok güzel bir rum kızını Suphi’ yi baştan çıkarmak için görevlendirir. Suphi bu tuzağa düşer , günlerini Ürani ile geçirir, ona adeta tapar. Sırrıcemal çocuğunu düşürür ve intihar eder.Zehra bu sefer mağazadaki yeni katip Muhsin’ le evlenir. Suphi beş parasız kalıp tulumbacı olur, Ürani kendisine başka bir paralı aşık bulur. Ürani’ yi öldürür ve Trablusgarb’ a sürülür. İkinci kocasıyla da mutlu olamayan Zehra kocasının ölümünden sonra tek başına kalır. Bir gün Mahmutpaşa yokuşundan inerken yol ortasında yoksul bir kadının öldüğünü görür. Bu kadın Suphi’ nin annesidir. Duruma çok üzülen Zehra hastalanır ve vicdan azabı içinde ölür. (İntihar etmesine inancı engel olur.) ……………..

Roman Kahramanları: Suphi, Zehra, Sırrıcemal, Ürani,  Münire(Suphi’nin annesi), Şevket(Zehra’nın babası), Muhsin(Suphi’nin çalışanı, Zehra’nın ikinci kocası)

Şevket’in babası, Zehra’nın annesi yok….Edebiyatımızda ortaya çıkan ekollerin birçoğu batı kaynaklıdır. Türk yazarlarının büyük bir kısmının eserlerinde, Batılı meslektaşlarının etkisini görmek mümkündür. Sekiz uzun hikaye yazan Nabizade Nazım, “Zehra” [1] , romanında kıskançlık konusunu ele almaktadır. Eser ölümünden sonra arkadaşı Mahmud Sadık tarafından Servet-i Fünûn mecmuasında tefrika edilmiştir. (nr. 254, 11 Kanun-ı Sâni 1311/23 Ocak 1896 vd.) Kıskançlık konusu, Namık Kemal’in “İntibah”ında romantik anlayışla; Halit Ziya’nın “Ferdi ve Şürekası”nda realist bir tarzda ele alınmıştır. Yine Hüseyin Rahmi’nin romanlarında kıskançlık meselesine temas edildiğini görülmektedir. Nabizade Nazım “Zehra” romanında ise, kıskançlık meselesi natüralist bir anlayışla kaleme alınmıştır.

Natüralizm, müşahade metoduna tecrübe unsurlarını da katan bir edebi ekoldür. Realizm pozitivizmin sanat ve edebiyata aksetmiş halidir. Natüralizm, realizmi takip etmiş ve ondan çevrenin ruh üzerindeki tesiri gibi bazı görüşleri almış olmakla birlikte, realizmde kapalı bir halde bulunan determinizm, natüralist anlayışta yaygın hale getirilmiştir. Müşahade metodundan başka tecrübe metodunu da romana uyguladığı için realizmden ayrılır.

Romanın başlangıcında iki aile vardır. Bunlardan ilki, karısını kaybetmiş, kızıyla beraber oturan tüccar Şevket Efendi’nin ailesi, diğeri ise, babasını birkaç sene evvel kaybetmiş olan ve annesi Münire Hanım’la birlikte oturan Suphi’nin ailesidir.

Şevket Efendi, yanında çalışan dürüstlüğünü, mertliğini ve çalışkanlığını takdir ettiği katibi Suphi ile kızı Zehra’yı evlendirmeyi düşünür. “Suphi gayet kibarane büyümüş, genç, güzel bir delikanlıdır. Pederi birkaç sene evvel vefat etmiş ise de validesi Münire Hanım henüz sağdır.”(s. 13) Daha sonra, Suphi’nin de böyle bir evliliğe yatkın ve hazır olduğunu anlayınca bu iki genci birbiriyle evlendirir. Kendilerine ayrı bir ev açar. “Zehra Hanım Suphi Bey nikahlanmıştı. Vukuatın şu kalıba dökülmesi iki gencin suret-i maişetlerine bir takavvül-i külli getirmiş idi. Artık bundan sonra birbirleri için, birbirlerinin muhabbeti ile, birbirlerinin ümidi ile yaşamaya başlamışlardı.” (s.36) Libade civarında minimini bir köşk tutulmuştu. Burası, “ bir zemin katı üzerinde tek bir kattan ibaret ahşap bina olup beş oda, geniş bin sofa, bir avlu, iki küçük oda, bir mutfaktan ibaretti .” (s.40)

Şevket Efendi, “tıpkı Suphi gibi iyi yetişmiş çalışkan, henüz otuz beş yaşında bir adam olup sermayesini artıra artıra senede otuz kırk bin lira kıymetinde iş görmek derecelerine kadar mahza (sadece) sây ü tedbiri sayesinde vâsıl olmuştur.” (s. 14) Şevket Efendi’nin tek arzusu kızını mutlu etmek, onu mutlu edecek bir eş bulmaktır. Yanında çalıştığı Suphi bu bakımdan biçilmiş bir kaftandır. Ancak evlilik beklenildiği şekilde mutlu bir şekilde gelişmez.

Suphi ve Zehra’nın evliliği gayet mutlu bir şekilde baş­lamış, gelişen olaylar bu mutluluğun üzerinde kara bulutların dolaşmasına sebep olmuştur. Zehra’da ortaya çıkan aşırı kıs­kançlık aile içerisindeki huzuru olumsuz yönde etkilemiştir. Yeni oluşturulan bu ailede sık sık kıskançlığa dayalı tartışmalar görülmeye başlar. Zehra , “çocukluğundan beri gayet kıskanç idi. Hele kendisinden iki sene sonra doğan Bedri’yi o derece kıskanırdı ki birkaç kereler çocuğa âdeta bağırmak, kafasını ezmek gibi vahşetlere kadar cüreti görülmüştü.” (s. 15) Onun bu yapısı evliliği üzerinde de etkili olmuş, kocasını her şeyden kıskanmaya ve kıskançlığı da bir vehim haline dönünce, zaman zaman aile içi çatışmaların yaşanmasına vesile olmuştur.

Suphi ve Zehra’nın evliliğinde önemli olaylardan biri de eve alınan cariye Sırrıcemal’dir. Münire Hanım, bu cariyeyi gelininin rahatını düşünerek almıştır. Ancak, “Sırrıcemal bir timsal-i cemal idi. Kafkas neslinin hüsn ü an ile en ziyade meşhur olan şubesi efradından olduğunu yek-nazarda en müşkilpesent gönüllere bile teslim ve tasdik ettirecek biridir.” (s.50) Bu durumun farkında olan Zehra kocasını bu cariyeden kıskanmaya başlar. İçten içe Sırrıcemal’e karşı düşmanlığını ortaya koyar. Sonunda korktuğu başına gelir ve Suphi Sırrıcemal’e gönlünü kaptırır.

Suphi’nin Sırrıcemal’le evlenerek ayrılması, ailede parçalanmaya sebep olur. Bu parçalanmada karı-kocanın birbirine olan sevgi azlığının yanında, Zehra’nın aşırı kıskançlığı ve Suphi’nin zaaflarına gem vuramaması önemli bir etken olmuştur. Bu iki özellik (kıskançlık ve zaaf) romanın sonuna kadar kahramanlarımızda belirgin bir şekilde kendini hissettirir.

Suphi tıpkı Zehra ile evliliğinde olduğu gibi, Sırrıcemal’le de önceleri çok mutludur. Ancak, Zehra’nın intikam maksadıyla önüne sürdüğü Ürani oltasına kapılmaktan kendini kurtaramaz . Ürani, Zehra tarafından Suphi’yi mahvetmek ve Sırrıcemal’den koparmak için tutulmuştur. Fakat, Suphi’nin bundan haberi bile yoktur. “Sanki Suphi artık Sırrıcemal’i de , Zehra’ yı da unutmuş gitmiş idi. Urani’nin şüphelerine karşı muhabbetini kasemlerle temine çalışmakta idi.” (s.112)

Ailenin huzurunu ve mutluluğunu sağlayan temel öğelerin başında göstermelik sevgi ifadeleri gelmekte iken, zamanla bunun yetmediği ve daha başka davranış biçimlerine ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkar. Suphi, ekonomik sebeplerle evlendiği Zehra’yla daha sonra karakterlerinin uyuşmadığını anlar. Sırrıcemal’e yönelmesinin altında bu sebep de yatmaktadır o, kendisine sadık bir eş ve müşfik bir hayat arkadaşı istemektedir. Bunların hepsi Sırrıcemal’de vardır.

Suphi’nin ikinci defa kurduğu bu aile, kendisinde varolan zaaf yüzünden yıkılma noktasına gelir. Zehra’nın bulduğu Marika adında bir kadın, “Beyoğlu’nda tanıdığı kadınlardan birisini Suphi’ye musallat edecek, çekip tuzağa düşürecek, onu sefahate alıştırıp hem Sırrıcemal’den ayıracak, hem başına dünyayı haram eyleyecek idi.” (s.130) Zehra’nın yaptığı bu plân neticesinde Suphi Ürani’nin tuzağına düşer. Durumu öğrenen Sırrıcemal kendisini evin önündeki kuyuya atarak intihar edecer.

Ailenin yıkılmasında evlilik bağlarının zayıf olmasının büyük etkisi vardır. Bilhassa, karı-koca arasında ortaya çıkan karşılıklı güvensizlik yıkımlarda büyük rol oynamaktadır. Romanda ele alınan ailenin yıkılmasında en büyük etken Zehra’nın aşırı derece kıskançlığıdır. Suphi, bu kıskançlık karşısında herhangi bir tedbir almak yerine Zehra’nın, daha sonra da Sırrıcemal’in kıskançlık duygularını depreştirecek davranışlar yapmaktan geri durmaz. Suphi, evini ve dükkanını terk ettiği ve Ürani ile gönül eğlendirdiği için, dükkanında çalışan Muhsin’in ihanetine uğrar. Önce, dükkanı kendi zimmetine geçiren Muhsin, daha sonra da Zehra’nın Suphi’yi kıskandırmak için yapmış olduğu evlilik teklifini kabul eder. Böylece, Suphi’ye iki yönlü bir darbe vurmuş olur.

Romanda sosyal ve psikolojik çatışmalar oldukça fazladır. Bunda, kahramanların eğitim ve aile terbiyeleri önemli derecede rol oynar. Zehra’nın evlenmeden önceki psikolojik yapısı evlendikten sonra nispi bir değişikliğe uğrasa bile aile hayatında olumsuz etkilere sebep olur. Sosyal statü bakımından Suphi’ye uygun olmayan Zehra, psikolojik yapısı itibariyle de uygun değildir. Bu durumu önceden kestiren Şevket Bey, kızının yapmış olduğu evlilikten ve bu evliliğin geleceğinden endişelidir. Ona göre, “Bu tabiatta olanlar -bahasus kadın iseler- ileride gayet faci (acıklı) vukuata sebep olacaklar” dır. (s.15)

Osmanlı cemiyet hayatının bir geçiş dönemini yansıtmakla beraber Zehra romanında devrin aile yapısının belli bir kesiti yansıtılmak istenmiştir. Zehra’nın özel olarak seçilmesinde, bu tip kadınların ailenin mutluluğunun ve huzurunun bozulmasında ne kadar etkili oldukları belirtilmek istenmiş olabilir. Ayrıca, Suphi gibi kocaların karısına ve yuvasına sadık olma yerine gönlünü her gördüğü güzele kaptırması da ailenin huzursuzluğunda önemli derecede rol oynar. Suphi’nin annesi Münire Hanım, bir kaynanadan ve anneden beklenen tavırları gösteremez. Oğlunun yuvasının yıkılmaması için bir faaliyette bulunmaz. Hatta, Sırrıcemal gibi birini cariye olarak eve getirmekle, belki de dolaylı olarak bu ailenin yıkılmasında rol oynamıştır.

Sonuç olarak; Zehra romanında kıskançlıkların, ihanetlerin ve intikamların görüldüğü bir aile faciası sergilenir. Teknik bakımdan çok başarılı olmasa bile, devrin aile yapısı hakkında az da olsa okuyucuya belli bir fikir vermesi bakımından roman başarılı sayılabilir.

 

Kaynak

  • -http://www.turkceciler.com/nabizade_nazim.html
  • http://www.edebiyat.tc/nabizade-nazim

 

 

 

İlgili Sayfalar

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



Yorumlar