İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 89 Günlük: 871 Toplam: 2011810
Reklam Alanı
Sadullah Paşa Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri















Sadullah Paşa 


Sadullah Paşa Tanzimat devri devlet adamı ve şâir.

1838’de Erzurum’da doğan Sadullah Paşa’nın babası çeşitli illerde valilik yapmış İkinci Mahmut döneminin ünlü vezirlerinden Esat Muhlis Paşadır.

Sadullah Paşa, 1838 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir.   Tam adı Sadullah Rami’dir.[1]  İyi bir eğitim gören Sadullah Paşa, özel dersler alarak Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini öğrenmiş, Fransız ve Doğu edebiyatları üzerine özel öğrenim görmüştür. İstanbul’a geldiklerinde özel öğrenime devam ettirilen Sadullah Paşa öğrenimini İstanbul’da «Darülmaarif» adlı okulda sürdürmüştür.  İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa Okulu Darülmaarif’ten ve özel hocalardan Arapça, Farsça, Fıkıh, Akaid, Tabiiyye, Kimyâ ve Fransızca[2] dersleri almış bu tahsili sayesinde devlet kademelerinde hızla yükselmiş Büyükelçiliğe ve vezirliğe kadar yükselmiş bir edebiyatçı olmuştur.

1853’te ilk memuriyetine başlayarak, Babıali Tercüme Odasında memur adayı olarak görevlendirilmiştir.  «Divan-ı Hümayun Tercümanlığı» görevi ile hayata atıldı. Üç sene kadar burada çalıştıktan sonra, Bâbıâli Tercüme Odasına geçmiştir. Kısa zamanda memuriyette derecesi yükseldi ve sırasıyla Mesahib Kalemine (1866), Şûrâ-yı Devlet Maârif Dâiresi Başmuavinliğine (1868) ve ardından da Başkâtib oldu.(1870)Dîvân-ı Hümâyun Tercümanlığına (1871),  getirilmiştir.[3] 

Daha sonra görevlerinde devamlı yükselerek Dîvân-ı Hümâyun Amedliğine ve Defter-i Hâkânî Nezâretine (1874), Temyiz Mahkemesi Reisliğine (1876),[4] Ticâret Nezâretine ve Sultan Murâd’ın tahta geçmesiyle de Mâbeyn Başkâtipliğine (1876) tâyin edilmiştir.[5]

Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe'ye gönderilen komisyona başkanlık yapmakla görevlendirilmiştir.  Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa'nın katılımı ile gerçekleşen Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Adlaşması’nın yerine geçmek üzere bir antlaşma yapılmıştır. [6]Bu vazifesini tamamladıktan sonra Berlin'e elçi olarak gönderildi. Berlin'deyken Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Kongresi'nin müzakerelerine katılmıştır.  [7]

Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881).  1877 yılında Belin’e büyük elçi olarak tayin edildi.1883’te ise Viyana Büyükelçiliği görevine getirilmiş ve bu görevde 9 yıl kalmıştır.   1891’de Viyana’da büyük elçi iken Alman Hizmetçisi ile yaşadığı aşkın ortaya çıkacağı endişesi[8] yüzünden Sefarethanenin hamam odasında hava gazı borusunu ağzına almak[9] suretiyle intihar etmiştir.   Cenazesi Berlin’e gömülmüştür. [10]1943'te Doğu Berlin ve Batı Berlin diye ikiye bölününce, Paşa’nın cenazesi Doğu Berlin topraklarında kalmış, Doğu ve Batı Almanya birleştikten sonra Paşa’nın cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Mahmud Hanın türbesinin bahçesine gömülmüştür.[11]

Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır. Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.

Prod Dr. Ali Akyıldız, Sadullah Paşa hakkında detaylı bir çalışma yapmış, “ Sürgün Sefir Sadullah Paşa - Hayatı, İntiharı, Yazıları” adındaki kitabında Sadullah Paşa hakkında bulabildiği tüm evrakları, arşiv belgelerini, yazıları, mektuplaşmaları tarayarak değerli biyografi çalışması yapmıştır. ( İş Bankası Kültür Yayınları / İnceleme - Araştırma Dizisi İstanbul, 2011 )  [12]




Eserleri ve Edebi Yönleri

Sadullah Paşa, Tanzimat dönemini hazırlayan yenilik fikirlerine açık Batının müspet bilimlerine inanmış batılılaşma yanlısı bir devlet adamıdır. Tanzimat Edebiyatının oluşmasına zemin hazırlayan ilk aydınlarımızdan birisidir. Tanzimat edebiyatının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ilk çevirmenlerden ve düşünürlerden biri olarak dikkat çeker.

Sadullah Paşanın cilt teşkil edecek büyük bir eseri, ya da tüm yazılarını bir araya toplayan bir kitabı yoktur. Ancak, onun biyografisini anlatan - başkası tarafından hazırlanmış- “Sadullah Paşa -yahut- Mezardan Nidâ” adlı bir ser bulunmaktadır. Kitap, Mehmet Galip Bey tarafından düzenlenmiş, İkinci Meşrutiyetten sonra basılmıştır. ( 1909)  [13]

Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmış, Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır.

Tanzimat döneminde, batı edebiyatından Türkçeye ilk şiir çevirisi yapanlardan biri de Sadullah Paşa’dır «Ondokuzuncu Asır» manzumesi çağdaş uygarlığı tanıtmak istemesi bakımından, çok değerli bir belgedir. "Lamartine" den çevirdiği, «Göl» manzumesi de yeni şiir zevkinin belirli bir örneğini teşkil eder. Sadullah Paşanın anılarıyla gezi notları niteliğindeki kimi yazıları yeni edebi nesrin, üzerinde durulmaya değer örnekleridir.

Sadullah Paşanın yaptığı tercümelerin en güzellerinden birisi “Göl “ adlı şiir çevirisidir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen diğer eserleridir. [14]Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat türünde yazılmış ilk örneklerden biridir. Paşa Tanzimat döneminin ilk pozitivist düşünceli yazarlarından biridir. Eserlerinde fenni bilimlerinin önemini vurgulamış, müspet ilimleri yücelten bir duruş sergilemiştir. Fazla eser vermemiş olan Sadullah Paşa,  birkaç makale çevirisi de yapmış,  en çok Lamartine'den” Göl” şiiri çevirisi ve “On dokuzuncu Asır “adlı şiiriyle tanınmıştır.

"Ondokuzuncu Asır" adlı manzumesinde Sadullah Paşa, skolâstik dönemin yanlış, eksik ve olumsuzluklarına karşılık yeniçağda insanın, aklı ve iradesiyle gerçekleştirdiği hızlı ve baş döndürücü gelişmelerini Türk kamuoyunun dikkatine sunmak istemiştir. Türk halkına batılıların geldiği bilimsel aşamaları aktararak gerçekleşmesi imkânsız sanılan pek çok şeyi gerçekleştiren sırrın batılların müspet ilimlerde sağladığı aşamalar olduğunu vurgulamıştır.






KAYNAKÇA 


  • [1] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [2] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [3] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [4] Akyüz, Kenan (1953)  Batı Tesinde Türk Şiiri Antolojisi, İstanbul İnkılâp Kitabevi,  shf. 27-75
  • [5] http://tr.wikipedia.org/wiki/Sadullah_Paşa
  • [6]  Akyüz, Kenan (1953)  Batı Tesinde Türk Şiiri Antolojisi, İstanbul İnkılâp Kitabevi,  shf. 27-75
  • [7] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1950), "Viyana Büyükelçisi Vezir Sadullah Paşa'nın İntiharına Dair", Belleten 1950 say.410-479 TDK.
  • [8] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1950), "Viyana Büyükelçisi Vezir Sadullah Paşa'nın İntiharına Dair", Belleten 1950 say.410-479 TDK.
  • [9] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [10] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [11] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [12] http://www.idefix.com/kitap/surgun-sefir-sadullah-pasa-hayati-intihari-
  • [13] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [14] Anonim, http://nettebuldum.blogspot.com/2, son erişim- 23-10-2013








Sadullah Paşa'nın Mezarı,Sultan II. Abdülhamit Türbesi, Türk Ocağı - Aksaray İstanbul


ON DOKUZUNCU ASIR

Erişti evc-i kemalata nur-i idrakat
Yetişti rütbe-yi imkana kısm-ı mümteniat

Besait oldu mürekkeb, mürekkeb oldu basît
Bedahat oldu tecârible hayli mechûlat


Yıklıdı belki esasından eski ma''lumat
Mebahis-i felek ü arz ü hikmet-ü kimya

Değil vesavis-i ezhan ü vehm ül temsilat

Mesail-i nazariye tecarib oldu sened

Erişti hadd-i yakine fusul-i zanniyet

Ukuul-i zahire said feza-yi ecrama

Kuva-yi cazibe kaanun-i paye-yi mir kaat

Nüfus-i Rakire nazil kırare-yi arza

Delil-i mebhas-ı tekvin defain-i tabakaat

Heva vü berk u ziya vü buhar ü miknatis

Yed-i tasarruf-i insanda unsur-i harekat

Ziya hayalen iken şimdi bi''l-fiil sai

Zılal zail iken şimdi ziver-i mir''at

Seda hisab-i mesafatta muhbir-i sadık

Buhar zulmeti tenvirde ebda''-i ayat

Cihat-ı erbaaya berk nakil-i ahbar

Buhar bahr ü ber üstünde Hızr-ı nakliyyat

Tefahür eylemesin mi bu asr a''sara

Kısalttı bud ü mekan ü zamanı muhtereat

Ne kaldı çeşme-yi Hayvan ne Daru-yi Sührab

Ne kaldı nüsha-yi efsun ne hükm-i tilsimat

Ne kaldı sad-ı tevali ne kaldı nahs-ı kıran

Ne kaldı reml ü kehanet ne kaldı cifriyyat

Ne var hümada saadet ne var şeamet-i bûm

Mukayyed asl-ı iradata cümle meculat

Ne atlas alemi hamil ne zühre fail-i küIl
Değil ukuul-i Felatun usul-i tekvinat

Ne kaldı zann-ı tenasüh ne kaldı nar-ı mecus

Değil ukuule ekaanim kıble-yi hikat

Esas-ı hikmet-i asr oldu vahdet-i Barı

Taammün eyledi asl-ül-usul-i mutekadat

Bulur gider cihet-i vahdetin umum milel

Vücud-i vahdeti müsbit olunca makuulat

Hudud-i hakk u vezaif muayyen ü sabit

Ne kaldı cebr ü tagallüb ne kaldı keyfiyyat

Hukuuk-i şahs ü tasarruf masun taarruzdan

Verildi alem-i umrana başka tensikaat

Ne Amr Zeydin esiri ne Zeyd Amra veli

Müessis uss-i müsavata nass-ı mevzuat

Münevver eyledi ezhanı intişar-ı ulum

Mükemmel eyledi noksan-ı feyzi matbuat

Megarib oldu dirigaa metali-i irfan

Ne kaldı şöhret-i Rum ü Arab ne Mısr ü Herat

Zeman zeman-ı terakki cihan cihan-ı ulum

Olur mu cehl ile kaabil bekaa-yi cem''iyyat

KITA


Ressame-i semen bedenin bak şu vazına
Hayretle kendi hüsnüni tasvire başlamış

Taklidi gayri kabili iken nur-ı kudretin

Kız, nüsha-i vücudüni tanzire başlamış

Maruz-ı Hakiranemdir:


Nazarımda gül-i rana görünür hâr-ı vatan

Var kıyas et ne imiş verdi çemenzârı vatan


GÖL (ÇEVİRİ)

Tâ key bu şitab her kenare Hiçmedhine yok mudur nihaye
Yelday-ı ezelde serserisin Aram ü rücudan birisin

Bir dem olamaz mı ömr-i nasaz Ummanı dehirde lenger endaz

Ey göl! Nazar et ki bir yıl akdem Yarimdi bana bu yerde hemdem

Bu taş ki bus eder miyahın Aramgehi iken o mahın

Şimdi bana bir neşimen-i hayf Mehcure medar şiveni harf

Böyle yine inleyüb dururdun Yalçın kayalara baş ururdun

Yüzler sürer idi keffi müştak Ol paye ki kıblegahı uşşak

Yâldında mı bir gece o afet Ol hüsn-i melek, peri kıyafet

Çıkmışdı benimle mahitabe Bir sandal içinde seyr-i abe

Olmuşdum anınla duş berduş Aşk alemi içre mest ü medhuş

Tenhaca safayı ab ederdik Zevk-ı demi mahitab ederdik

Ses gelmez iken sema vü madan Hali iken her taraf sadadan

Sandalcıların kürek sadâsı Bu halvetin idi hoş nevası

Ahenkle çekerler idi birden Bu şevk ile mevcezen idin sen

Nagah çıkub hazin bir ses Emsalin işitmemişdi hiç kes

Aksi ile oldulardı hiyre Etraf-ü savahili buhayre

Yani ki o gülfemi hoş avaz Feryade şu yolda etdi ağaz :

Ey çerh, tevakkuf et zeman ver Ey saati sad aman eman ver

Bir kim alayım şu bahtı nevden Bu leyli neşan tiz revden

Bahtsız bu cihanda var hayli Mevt anlara tatlı bir temenni

Bu zümreye devlin eyle tahsis İhlak ile derdden eyle tahlis

Mesudları eyle gel feramuş Bu demdeki ayşdır anlara nuş

Beyhude taleb eman zemandan Kabil mi vefa o bi emandan

Süratle kaçar zeman benden Aheste rev ol ben ana derken

Fecretdi zalâmı leyli tarac Meşal keşi mihri safha-i âc

Fevt olmaya fürsat edelim zevk Bu bezm-i visale verelim şevk

Yok âdeme bu cihanda mersa Yok dehre kenar hiç hayfa

Durmaz geçeriz çü zılli zail Dehr ise misal-i nehr-i sail

Ey dehri hasud bu haleti sekr Müstesidi desti aşkı pür mekr

Bizden olacak mı durü mehcur Ol sürat ile ki ruz-i gam dûr

Aya bir eser kalur mı andan Nabud olacak mı bu cihandan

Ol dehir ki mucib hem de salib Hayf olmayacak mı redde talib

Ey ey ezel ü ademkehi hak Ey maziy-ü hufrei hevilnak

Eyyamı ki beledüb gidersin Söyle bize neyleyüb nidersin

Gasbeylediğin demi meserret Ermez mi bu semte artık avdet

Ey göl ki sefay-ı kalb ü cansın Korkunc kayalar ki bî zebansın

Ey bağrı delik mahuf garlar Zindana şebih pişezarlar

Asude nişin rüzgarsiz Mecray-ı feyuz-ı nevbaharsız

Bari siz edin bu leyley-i yâd Kim kahrı dehirden ali azad

Ey manzarası güzel buhayre Aşk ehline bibedel mesire

Her hali sükûn şiddetinde Etrafı besimi suretinde

Eşcarı hazin edalarında Avihte ser kayalarında

Lerzan esüb geçen sabada Etrafdan akseden sadada

Simin cebin olan kamerde Kim aksi yüzünde nur perde

Dûr etme bu meclisi hayalden Lillah sıyanet et zevalden

Erdikce riyah burda seyran Etrafdaki neysitani nalân

Eltafı revayihi nesimin Eknaf-ü havalii besimin

Hasıl burada ne ise menus Semü basar u meşame mahsus

Nakleyleyeler ki burda bir gün Hem bezm-i safadı iki düşkün


ONDOKUZUNCU ASIR MANZUMESİ_SADULLAH PAŞA

Bu manzume Sadullah Paşa’nın Avrupai fikirlerini ortaya koymaktadır. Sadullah Paşa bu manzumede on dokuzuncu asır medeniyetinin en mühim iki unsuru olan ilim ve tekniği yüceltmektedir.Sadullah Paşa insan aklının kudretini yüceltiyor, yaptığı keşifler ve icatlar sayesinde Ortaçağ’ı aşarak yeni bir çağ yarattığını söylüyor. Sadullah Paşa’nın üslup bakımından çok zayıf olan bu manzumesinde şu fikirler ortaya konmaktadır.
1.   İnsan aklının kudreti
2.  Akıl ve tecrübe sayesinde meydana gelen ilim ve tekniğin Ortaçağ medeniyetine son vererek yeni bir devir açması,
3.  Sosyal sahada eşitlik ve hürriyet fikirlerinin doğuşu,
4.  Terakkiye iman
Dikkate değer bir nokta olarak, Sadullah Paşa, on dokuzuncu asır medeniyetinin Hıristiyanlığa aykırı olduğu halde, İslamiyet’in esası olan Allah’ın birliği fikrini teyit ettiğini söylüyor.

Manzume bu asırda düşünce ışıklarının en son noktaya eriştiğini belirterek başlıyor. Olmaz zannedilen bir çok şey bu asırda  mümkün hale gelmişti. Yeni keşifler, eski kanaatleri alt- üst etmiştir. Kimyevi araştırmalar, madde hakkındaki görüşleri tamamıyla değiştirmiştir. Eskiden basit zannedilen şeylerin zor, zor zannedilen şeylerin basit olduğu görülmüştür. Bu asırda ilmin esası öğrenilmiştir. Mantığın yerini tecrübe almıştır. Tecrübe sayesinde birçok bilinmeyen bilinir hale gelmiştir. Eskiden mecaz olarak bilinenler gerçek, gerçek zannedilenler mecaz olmuştur. Eski bilgiler belki de temelinden yıkılmıştır. Astronomi, coğrafya,  fizik ve kimya artık zihni kuruntulardan ve vesveselerden ibaret değildir. Nazari meseleler artık denemeye dayanmaktadır. Deneme nazari fikirler için tam bir senet vazifesi görür. Bu sebeple eski zanna dayanan fikirler kesin bilgiler olmaya başlamıştır. Bu asırda parlak akıllar gökyüzüne yükseliyor. Çekim kanunu adeta bir merdiven vazifesini görüyor. İnsan düşüncesi yerin derinliklerine de inebiliyor.  Dünyanın yaratılışına ait deliller din kitapları arasında değil yer tabakaları arasında araştırılıyor. Bilgi sayesinde elektrik, ziya, buhar, mıknatıs, insanın elinde bir hareket unsuru oluyor.  Işık eskiden sanatkârlar tarafından haberciye benzetilirken bu gün gerçekten bu işi görüyor. Ses mesafelerin tayininde sadık bir haberci olmuştur.  Buhar, karanlıkları aydınlatıyor. Elektrik dört bir tarafa haberler taşıyor.  Buhar kuvveti karada ve denizde bir taşıma Hızır’ı oluyor. Bütün bu keşiflerin yapıldığı asır, evvelki asırlardan üstün olmakla övünse hakkı değil midir?


Bu yüzyılda artık eski çağlardan kalma efsanelerin bilgilerin hiçbir değeri kalmadı. Ne Hızır’ı ebedi hayata ulaştırdığı söylenen “çeşme-i hayvan”, ne bütün hastalıkları iyi eden “daru-yı sührab”, ne efsun nüshası, ne müneccimlerin yıldızlarla insan talihi arasında bulduğu ilişkiler,”nahs-ı kıran” ve “sa’d-ı tevali” ne remil ve kehanet, ne cifriyat kaldı. Artık ne hüma kuşunun mutluluk getirdiğine ne de baykuşun uğursuzluğu haber verdiğine inanılıyor. Ne Atlas omuzlarında gökyüzünü taşıyor ne Zühre yıldızı bir tanrı. Eflatun’un fikirleri kâinatın yaradılışı için bir esas olarak görülmüyor. 19. asrın ilmi bütün bu batıl inançları yıktı. Tanrı’nın birliği fikri bu asrın felsefesine temel oldu.


Akıl Tanrının birliği fikrini ispat ettiği için bütün milletler birlik yolunu tutuyorlar. Hak ve vazifenin sınırları tespit edildi artık insanlar ne birbirlerini zorlayabilir ne de üstün olmakla ezebilirler. Şahısların haklar artık kanunlar tarafından korunuyor.  Cemiyet hayatına başka bir düzen verildi.  Ne Amr Zeyd‘in (Ali Veli’nin) esiri, Ne Zeyd Amr‘ın (Veli Ali’nin) efendisi. Kanunlar eşitlik prensibine göre yapılıyor. İlmin yayılması zihinleri aydınlattı. Matbuatın feyizleri noksanları tamamladı. Bütün bu yenilikler maalesef doğudan değil batıdan doğdu.  Doğu artık söndü. Ne Türkiye’nin, ne Arabistan’ın ne Herat’ın şöhreti kaldı. Zaman terakki zamanı, cihan, ilim cihanı. Böyle bir asırda topluluklar hiç cahil yaşayabilir mi?


Bu manzumede bizi ilgilendiren taraf onun doğan bir âlem ile çöken bir âlemi, derli toplu bir şekilde karşılaştırarak bizlere sunmasıdır. Burada on dokuzuncu asrın ilim ve tekniğine hayran ortağı küçümseyen bir zihniyetle karşılaşıyoruz. Akla, tecrübeye ve insana karşı derin bir inanç var.


Manzume dili bakımından eskidir. Hemen hemen şairane bir özellik taşımaz. Divan edebiyatının bütün edebi sanatlarından sıyrılmıştır. Bu sebeple de çıplak ve kuru bir fikir ifadesinden ileri gidememiştir. Doğal bir gazete makalesinin şiire sokulmuş hali gibidir. Şiir, fikir yanında feda edilmiştir. Düşünceleri vereceğim diye şiire önem verilmemiştir. Bu sıralarda da pozitivizmi ve materyalizmi aşırı derecede savunan Beşir Fuad, yalnız Divan edebiyatına karşı değil, Tanzimat’tan sonra batılı romantikleri taklit eden yazarlara karşı da şiddetle hücum edecektir. Beşir Fuad ile Sadullah Paşa sadece dünya görüşleri olarak değil ölümleri ile de birbirlerine benzerler. İkisi de intihar eder.



Kaynak


  • http://www.gezikolik.com/tr/Genel_Bilgiler/Turkiye/ERZURUM/Sadullah_Pasa_KImdir_/e_2671.aspx
  • http://www.albayrakforum.com/smf/sadullah_pasa_ondokuzuncu_asir_manzumesi-t30852.0.html;wap2=


 

 

İlgili Sayfalar

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



Yorumlar