İnternet Tarayıcınızın Javascript Desteği Kapalıdır.
 Edebiyat ve Sanat Akademisi websitesini aktif bir şekilde kullanmak için JavaScript tarayıcınızda etkinleştirilmelidir. Tarayıcınızı kullanarak Edebiyat ve Sanat Akademisine erişim sağlarken zorluk ile karşılaşırsanız, JavaScript'in açık olup olmadığını kontrol edin.

Aşağıdaki Konu başlıkları MAC ve WİNDOWS işletimleri üzerinde çalışan EXPLORER, FİREFOX, SAFARİ ve OPERA internet tarayıcıları üzerinde JavaScript etkinleştirmesinin nasıl yapılacağı anlatılmıştır.

WİNDOWS LOGO
WINDOWS İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;
MAC LOGO
MAC İŞETİM SİSTEMİ ÜZERİNDE;

Windows'taki Internet Explorer'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Internet Seçenekleri 'ni tıklatın.
  2. Internet Seçenekleri iletişim kutusunda Güvenlik sekmesini tıklatın.
  3. Özel Düzey 'i tıklatın.
  4. Güvenlik Ayarları iletişim kutusunda Komut altında Etkin komut kısmında Etkinleştir 'i tıklatın.
  5. Tamam 'ı tıklatın
  6. Onay iletişim kutusunda Evet 'i tıklatın.
  7. Ayarlarınızı kaydetmek için Tamam 'ı tıklatın.
Windows'taki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda Araçlar 'ı ve ardından Seçenekler 'i tıklatın.
  2. Seçenekler iletişim kutusunda, İçerik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir seçeneğini işaretleyin ve ardından Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Mozilla Firefox'ta JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, Ayarlar 'ı tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda İçerik 'i tıklatın.
  3. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın ve ardından sağ üst köşede görünen ayarlar simgesine tıklayın.
  2. Açılan menüde, Ayarlar 'ı tıklatın.
  3. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  4. Gizlilik bölümünde İçerik ayarları'nı tıklayın.
  5. JavaScript bölümünde Tüm sitelerin JavaScript çalıştırmasına izin ver'i seçin.
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Google Chrome'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Chrome 'u ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Ayarlar sayfasında, Gelişmiş ayarları göster 'i tıklatın.
  3. Gizlilik bölümü altında İçerik ayarları 'nı tıklatın.
  4. JavaScript bölümünde Tüm sitelerde JavaScript çalışmasına izin ver 'i tıklatın.
  5. Bitti 'yi tıklatın.
  6. Ayarlar sayfasını kapatın.
Windows'taki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızda, sağ tarafta görünen ayarlar resmi simgesini tıklatın.
  2. Tercihler 'i seçin.
  3. Genel iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
    İletişim kutusu adı Güvenlik olarak değişir.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
Mac'teki Apple Safari'de JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Safari 'yi ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Görüntülenen iletişim kutusunda Güvenlik 'i tıklatın.
  3. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin ve ardından pencereyi kapatın.
Windows'taki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Tarayıcınızı açın.
  2. Menü > Ayarlar > Tercihler 'i açın.
  3. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  4. İçerik 'i tıklatın.
  5. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin
  6. Tamam 'ı tıklatın.
Mac'teki Opera'da JavaScript'i etkinleştirmek için
  1. Mac menü çubuğunda, Opera 'yı ve ardından Tercihler 'i tıklatın.
  2. Tercihler iletişim kutusunda, Gelişmiş kutusunu tıklatın.
  3. İçerik 'i tıklatın.
  4. JavaScript'i Etkinleştir 'i işaretleyin.
  5. Tamam 'ı tıklatın.
Ziyaretci İstatistik
Online: 30 Günlük: 257 Toplam: 2307901
Reklam Alanı
15. Yy Divan Edebiyatı Ahmet Paşa Necati Şeyhî Şiirlerinden Örnekler

1402 yılındaki Moğol faciası çabuk atlatılmış, Çelebi Mehmet’le devlet eski gücüne kavuşmuş, Fatih zamanında Dünya’nın en güçlü devleti haline gelmişti. Artık imparatorluğa dönüşen devletin bu gücüyle orantılı olarak bu yy da Ahmet paşa, Necati, Şeyhi gibi dev divan şairleri yetişti. İran şiiri ve şairlerine yaklaşan şiirimiz hayal, söyleyiş ve ahenk bakımından onlarla mukayese edebilecek düzeye gelmişti.

Çağatay sahasında yetişen Nevai bu dönemin Osmanlı sahası dışındaki en önemli şairi olmuştur.

Bu yy da devrin padişahlarından II. Beyazıt ( Adli ) ve Fatihle ( Avni) , Şehzade Cem devrin önemli şairlerindendir.

Bu yy da yetişen diğer önemli şair ve yazarları: Mahmut Paşa( Adni), Süleyman Çelebi, Hacı Bayram ı Veli, Eşref oğlu Rumi, Sinan Paşa, Mercimek Ahmet, Âşık paşazade dir.

Dede korkut Hikâyeleri bu yy da yazıya geçirilmiş, halk edebiyatı sahasında Kaygusuz Abdal’ yetişmiştir.

AHMET PAŞA

XV. yüzyılın en usta şairi sayılan Ahmet Paşa, II. Murat devrinde Kazasker Veliyüddin bin İlyas’ın oğludur. Ahmet Paşa’nın ne zaman doğduğu bilinmemektedir. Fuad Köprülü, İslâm Ansiklopedisi’n de “Edirne’de yaptırılan cami ve imaret vakfiyesinin Veliyüddin tarafından tanzim edildiği ve şairimizin memuriyet hayatı hakkındaki kayıtlar düşünülürse, bu tarihten (830/1426) biraz evvel ya da biraz sonra doğduğu” fikrini ileri sürmüştür.

Âşık Çelebi, tezkiresinde şairin Edirneli olduğunu yazar. Ayrıca son zamanlara kadar Edirne’de Veliyüddin oğlu adını taşıyan bir mahalle ve mescidin olması, şairin bu şehirde doğduğunu gösteren kuvvetli delillerdir. Latîfî ile Âlî’nin onu Bursalı göstermelerinin nedeni, şairin ömrünün çoğunu Bursa’da geçirmesi ve orada ölmesi olmalıdır.

Ahmet Paşa, II. Murat zamanında Edirne’de okumuş, devrin geçerli bilgilerini Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiştir. Bursa’da Sultan Murad Medresesi’nde (Muradiye Medresesi) müderrislik yaptıktan sonra 855/1451’de Edirne’ye kadı tayin edilmiştir. Fatih’in tahta geçmesinden sonra kazasker olan Ahmet Paşa Fatih’in musahibi oldu ve vezirliğe kadar yükseldi.

Sehî, Latîfî, Tezkireleri ile diğer başka kaynakların ifadesine göre Fatih’in hizmetkârlarından birine laf attığı için gazaba gelen Fatih kendisini vazifeden azleder ve hapsettirir. Âşık Çelebi ise Ahmet Paşa’nın birkaç fesatçının iftirasına uğradığını bildirir. Şair burada
Ey muhît-i keremün katresi ummân-ı kerem
Bâğ-ı cûd ebr-i kefünden tolu bârân-ı kerem
Beytiyle başlayan ve Kerem kasidesi unvanıyla tanınan 35 beyitlik meşhur kasidesini padişaha yollar ve affedilmesini rica eder. Bunun üzerine ölümden kurtulduğu tahmin edilen Ahmet Paşa, yevmiye otuz akçe vazife ile Bursa’ya tayin edildi. Orada Orhan, Muradiye ve Emir Sultan vakıflarının işlerini yürütmekle görevlendirildi. Bundan sonra bir daha İstanbul’a dönememiştir.

Şair, Bursa Sultanönü (Eskişehir) Tire ve Ankara’da sancak beylikleri yapmış bu vazifelerin hiçbirinden memnun kalmayan şair, II. Bayezid zamanında Bursa’ya sancak beyi olarak tayin edilir ve ölünceye kadar orada kalır.

Bursa’da idarî işler yanında edebî toplantılarla hayatını sürdürmüş olan
Ahmet Paşa 902/1497’de vefat edince, Muradiye Camii yanında önceden yaptırdığı medrese civarına gömüldü. Türbe daha sonra inşa edilmiştir.

GAZEL:

Eyâ peri nicesin hoş musun safâca mısın
Gele beri nicesin hoş musun safâca mısın


Şeker dudaklı kamer yüzlü serv boyluların

Semen-beri nicesin hoş musun safâca mısın


Bahâr-ı hüsn ü behada belalı bülbülünün
Gül-i teri nicesin hoş musun safâca mısın


Bizimle bir nefes insanlık eyle soruşalım .
Gel ey peri nicesin hoş musun safâca mısın .


Sefer kılıp gelir Ahmet ki deye şehrimizin,
Güzelleri nicesin hoş musun safâca mısın.

MURABBA

Gül yüzünde göreli zülf-i semen-sây gönül
Kara sevdaya yiler bî-ser ü bî-pây gönül
Dimedüm mi sana dolaşma ana hay gönül

Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül


Bizi hâk itdi hevâ yolına sevdâ n’idelüm
Pây-mâl eyledi bu zülf-i semen-sâ n’idelüm
Kul idinmezdi güzeller bizi illâ n’idelüm
Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül


Felekün nûş iderem nîşini sâğarlar ile
Doğradı hâr-ı cefâ bağrumı hançerler ile
Baş koşam dimez idüm ben dahi dil-berler ile
Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül

……………….


GAZEL:

Bir dil mi kalmışdur bu tîr-i gamzeden kan olmamış
Bir cân mı vardur ol keman ebruya kurbân olmamış

Şol ömr kim sensüz geçer ol ömr zâyi ömr imiş
Bir cân k'anun cânânı yok ol cân

dahi cân olmamış

Ne fitnedür yâ Rab bu kim bir dil-berün her gamzesi
Bir demde bin cân almasa dirler bu fettan olmamış

Zülfin gidermiş ol sanem kâfirliğin komaz henûz
Zünnârıflı kesmiş velî dahi Müselmân olmamış

Şehründe lâ'lün şevkine şol denlü kan ağlamışam
Kim bir der ü divâr yok yâkut ü mercan olmamış
..................... ....

Gülden kohun alub seher âh itse Ahmed derd ile
Bülbül bulınmaz bağda kim bağrı biryân olmamış

Müstef’ilün müstef’ilün müstef’ilün müstef'ilün

Yandım Elinden

Ey fitnesi çok kavli yalan yandım elinden
Bir nâz ile bin gönlüm alan yandım elinden

Sen şem’ gibi gayr ile mecliste gülersin
Ben akıtırım yaş ile kan yandım elinden

Her hâr ile sen sohbet edersin dün ü gün ben
Derdin ederim mûnis-i can yandım elinden

Şol sunduğun âteş midir ey sâki bana kim
Kim aldın ele câm heman yandım elinden

Ahmet çeke cevrini göre lûtfunu ağyâr
Ey şefkati az şûh-i cihan yandım elinden

GAZEL

Cennet-i kûyında kalurdum ger olmasa rakîb
Ravzadan Âdem kaçan çıkardı şeytân olmasa

………..

Gam yimezdüm dil sarayın yıkduğıy çün rûzigâr
Hayl-ı sultân-ı hayâlün anda mihmân olmasa

Hattunun hükmin dutardım câna tezvîr olmasa
Zülfünün çevrin çekerdüm nâ-Müselmân olmasa

Sen giderken sûzumı f-il-cümle teskîn itdi eşk
Bana âhır demde rahm itmezdi insan olmasa…

GAZEL:

Ahde vefâ eylemedün öyle mi
Terk-i cefâ eylemedün öyle mi

Bir dem ayağun tozını gözüme
Kuhl-i cilâ eylemedün öyle mi

Gül yüzüne karşı gönül bülbülin
Perde-serâ eylemedün öyle mi

Şemme-i zülfünle meşâmın dilün
Gaaliye-sâ eylemedün öyle mi

Ahmed'iyi öldürirüm der idün
Ahde vef â eylemedün öyle mi?

Müfteilün müfteilün fâilün

Gazel

Bî-dilem dilsitândan ayrıldum
Âh ki ârâm-ı cândan ayrıldum

Eşiği hasretinde hâk olsam
Yiridür ki âsumândan ayrıldum

Ne tan Ülker gibi inerse yaşum
Meh-i nâ-mihribândan ayrıldum

N’ola micmer gibi yanarsa içüm
Bezm-i şâh-ı cihândan ayrıldum

Gemi gibi denizde sergerdân
Yürürem bâd-bândan ayrıldum

Şeb-i mihnetde telh-îş oluban
Şem’-i şîrîn-zebândan ayrıldum

Sındı seng-i cefâda sabr ayağı
Düşdüm uş kârbândan ayrıldum

Bende Ahmed gibi garîbem kim
Cândan ü hânümândan ayrıldum

GAZEL

Meh-i burc-ı şeref tutuldı dirler
Gül-i bâğ-ı sa’âdet soldı dirler

Bahâr-ı hüsn iken bâğ-ı ruhunda
Benefşe bitmedin bozuldı dirler

Hazânın işitib ol nev-bahârın
Ciger kanıyla gonca doldu dirler

Çeküb çâk itdi gamdan cübbesin gül
Benefşe saçlarını yoldı dirler


Gerekli genc idi ol serv-i sîmîn
Anun’çün toprağa defn oldı dirler

Beyitler

1
Sor dil-i bîçâremin hâlin perîşan zülfüne
Hâlini bilmez perîşânın perîşan olmayan

2
Mürûr-i vâ’de-i yâre inanma sen Ahmet
Gama inan inanırsan ki eski yârindir
3
Lebi lebine erişmeğe çâre yok Ahmet
Meğer ki toprağına kıla rûzgâr kadeh
4
Cânıma bir merhabâ kıldı ezelde çeşm-i yâr
Şöyle mest oldum ki gayrin merhabasın bilmedim
5
Ahmed ol kamet-i dil-cûya hevâdar olalı
Nerde bir serv görürse yakasın çâk eyler

NECATİ :

Asıl adı İsa olan Necâtî Bey Edirnelidir. Yetim kaldığı için Edirneli bir hanım tarafından büyütülmüştür. Ondaki zekâ ve kabiliyeti gören şair Sâilî, öğrenimini üzerine almış, iyi bir eğitim ve öğretim görmesini sağlamıştır. Öğrenim derecesi, Medresenin yüksek kısımlarına kadar varır. Yaradılışı dolayısıyla hemen edebiyatta, şiir ve inşaya yönelmiş ve bu yolda yürümüştür. Bir ara Kastamonu'da da bulunan Necatî, şiir söylemekte üstün başarıya orada ulaşmıştır. Edirne'de doğmakla beraber, asıl yetiştiği ve üne kavuştuğu yer Kastamonu'dur.

Önceleri şiir alanında, Kasîde-i Şitâiyye'siyle Fâtih Sultan Mehmed'in dikkatini çekmiştir. Sonra padişahın Dîvân Kâtipliği'ne tayin edilmiş ve himayesini görmüştür. Fatih ölünce, II. Bayezid'in himayesini görmüştür. Daha sonraları, Karaman valisi Şehzade Abdullah'ın Dîvân Kâtipliği'nde bulunmuş, onun 1484 de ölümünden sonra İstanbul'a gelmiştir. Yirmi yıl İstanbul'da kalmış, bir ara çok sevdiği II. Bayezid.'in oğlu Şehzade Mahmud'a Saruhan (Manisa) Sancağı'nda Nişancılık görevinde bulunmuştur. Burada "Bey" unvanını alarak, Necatî Bey diye anıla gelmiştir.

1507'de Şehzade Mahmud'un ölümünden sonra İstanbul'a gelmiş ve 17 Mart 1509 tarihinde Vefa'daki evinde ölmüştür.

Edebî Kişiliği

Necatî Bey, kendine özgü zengin hayâlleri ile süslü şiirlerindeki rindâne üslûp ve nükteli anlatımıyla övünür. Eşsiz cinasları, anlamca yeni ve dillerde atasözü gibi dolaşan şiirleri, Ahmet Paşa'nın şiirlerine yakın; sanat gösterişinden uzak, tabiî oluşu nedeniyle de Zatî'nin şiirlerinden üstündür. Türk Edebiyatı'nın İran etkisinden uzaklaştırılmasında büyük katkılarda bulunmuş, şiire canlılık kazandırmıştır.
Necatî Bey, Şeyhî'yi, İran şâirlerinden Kemalüddîn İsfahanî, özellikle Nizamî ve Selmân-î Sâvecî'yi takdir etmiş, başkalarının şiirlerinden anlam çalanları acı bir dille yermiştir.

Şiirinde az ve öz anlatım yolunu seçmiş, zaman zaman kendi şiirini de övmüştür. Anlatımı atasözü tarzındadır. Anlatımının el değmemiş, yani başka şiirlerden çalma mazmunları olmadığını açıkça söyler.

Kasidelerinde methiyelere önem vermiş, sık sık tegazzül yapmıştır. Bu şiir türündeki asıl başarısı, tasvirlerinde hayal unsurunu ikinci planda tutarak, gözleme büyük yer vermesinden ileri gelir. Bu şiirlerinde oldukça sade bir dil kullanmıştır. Bu mahallîlik, yalnız dilde değil, teşbihlerinde, özellikle kendi hayatını yansıtan tabiat, av sahnelerine ait tasvirlerinde, atasözü kullanmasında veya bu nitelikteki mısralarında kuvvetle hissedilir.

Necati'nin kendine hayran olan Şevkî, Sun'î, Talî, Rıza'î, Üsküplü Zahrî, Sehî, Mihrî Hatun, Sûzî-yi Nakşibendî, Vâlihî gibi XV-XVI. yüzyıl şairleri üzerinde özellikle etkileri görülür. Ayrıca birçok şair, şiirlerine nazireler yazmıştır.

Necatî Bey, Türkçe söz ve ibareleri şiire sokarak bir çığır açmış. Millîleşme Akımı'nın ilk öncülerinden olmuştur. Türk şiirine, adeta bir kişilik kazandırmış, millî ruh ve zekâmızın mührünü vurmuştur.

Ünü ve etkileri Tanzimat'a kadar devam eden Necatî Bey, yazdığı Farsça şiirlerinde de başarılıdır. Necatî, mersiyeleri, âşıkçasına gazelleri, canlı tabiat tasvirleri anlamca yeni şiirleriyle Divan edebiyatının unutulmaz şairlerindendir.

Eserleri: Divân, Münâzara-i Gül ü Husrev adında henüz ele geçmemiş bir mesnevisi vardır.

Gazel

Şiir: Çıkalı göklere ahum sereri döne döne
Yandı kındîl-i sipihrün ciğeri döne döne

Ayağı yir mi basar zülfüne ber-dâr olanım
Zevk u şevk ile vîrür cân ü seri döne döne

Şâm-ı zülfünle gönül Mısrı harâb oldu diyu
Sana iletdi kebûter haberi döne döne


Sen durub raks idesin karşıma ben boynum eğem
İne zülfün koça sen sîm-beri döne döne

Kâ'be olmasa kapun ay ile gün leyi ü nehâr
Eylemezlerdi tavaf ol güzerl döne döne

Sen olasın diyu yir yir asılub âyineler
Gelene gidene eyler nazarı döne döne

Ey Necati yaraşur mutribi şeh meclisinün
Raks urub okuya bu şi'r-i teri döne döne

Feilâtün feilâtün feilâtün feilün

Gazel

Nice kâkül nice mu sünbül-i gül-bûdur bu
Dili uşşâkı perişan idici budur bu

Ne gönül kodı ne göz hâl-i ruh u ârız-ı dost
Oda yanmaz suya batmaz nice câdûdur bu

Umarın haşrda cân oynaduğumdan duyalar
Mah-rûlar diyeler bir birine odur bu

Yüri yıllarla yilersen yetemezsin ey dil
Şol cihetden ki perî şivelü ahudur bu

Tenüme ayru irer cânuma aynı sitemün
Tîg-i hûn-rîz-i cefâ-pîşeden ayrudur bu

Gözümün penceresin yapmağa hükm eyledi şer'
Ki nlgârun harem-i hüsnine karşudur bu

Yine sihr itdi Necâtî nice söz nice gazel
Leb-i dil-ber sıfatında bir içim sudur bu


Feilâtün feilâtün feilâtun feilün

Gazel


Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler
A begüm yerden mi çıkdı âşık-ı bî-çâreler

 

İhtiyat itmez misin andan ki ashâb-ı niyaz
Baş açub zari kılub yerden göğe yalvaralar

Câm-ı lâ'lünle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa
Güvleyüb düşmezdi sâgar üstine âvâreler


Âfitâbum yüzün ağ alnun açıkdur gerçi kim
Sâye-vâr arduncadur bir nice yüzi karalar

Ey Necati çıkma yoldan aldanub güzellere
Şem' gibi sanma kim dâim önünce varalar


Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

ŞEYHİ


Asıl adı Yûsuf Sinânüddin olan şâir Germiyan( Kütahya) sahasında yetişmiş Germiyan beyliğinin Osmanlılara geçmesiyle de Osmanlı beyliğine intisap etmiştir.

Tahsile memleketinde başlayan Şeyhî, tahsilini ilerletmek için İran'a gitmiş,tasavvuf ve tababette derinleşmiş, göz hekimliğinde ihtisas kazanmıştır.İran dönüşünde Ankara'ya uğrayıpHacı Bayram ı Veli'ye ye intisap etmiştir. Şeyhî mahlasını alması bu intisap sebebiyledir. Şeyhî hekimlikle uğraşırken, bir yandan da Germiyan oğluna kasîdeler yazıyordu. II. Yâkup Bey, onu hususî tabipliğine ve muhasipliğine almıştı.  Osmanlı sarayı ile asıl teması Çelebi Mehmet zamanındadır. Çelebi Sultan Mehmet'i Karaman seferi sırasında 1415'te Ankara'da tedavi eden Şeyhî, hükümdarın hususî tabipliğine alınmış ve taltif edilmişti. Bir müddet sonra tekrar memleketine ve yine Yâkup Bey'in yanına dönen şâir, II. Murat Sultan olunca, onun adına Husrev ü Şirin'i yazmaya başlamış ve onunla bir hayli alakâsı olmuştur. Yâkup Bey 1428'de Edirne'de II. Murat'ı ziyaret ettiği zaman, orada bulunan Şeyhî, eski efendisine mihmandarlık etmişti. Hayatının son yıllarını memleketinde geçirmiş olduğu sanılan Şeyhî 1431 yılı civarında vefat etmiştir. Erenler-başı diye tanınan ve ziyaret edilen kabri, Kütahya'ya 7 km. mesafedeki Dumlupınar köyü kıyısındadır.

Şeyhî'nin eserleri:
Harname: ince alay ve nükteleri ihtiva eden fâilatün mefâilün failün (fa'lün) vezniyle yazılmış 126 beyitlik bir mesnevidir. Çelebi Mehmet'e takdim edilen bu küçük mesnevinin telifine, şâirin padişahı tedavi etmesine mükâfatın aldığı Tokuzlu adlı köye giderken, tımarın eski sahipleri tarafından tecavüze uğraması sebep olmuştur. Öküzlerin rahatına ve boynuzuna imrenen zavallı bir eşeğin sonunda kulaklarını kaybetmesini tasvir eder.


HÜSREVİ ŞİRİN: İran hükümdarı Hürmüz'ün oğlu Husret ile Ermen meliki Mehîn Bânu'nun yeğeni Şirin arasındaki aşk mâcerâsını hikâye eden eser, mefâîlün mefâîlün faûlün vezniyle yazılmış olup 11 bölüm ve 6944 beyitten oluşur.Genceli Nizâmî'nin aynı adı taşıyan eserinden almakla beraber, Şeyhî bir çok bölümleri ve bahisleri daha uzun şekilde ve geniş ölçüde tertip etmiş, eserin üçte ikisini yeni baştan meydana getirmiştir. Böylece eser basit bir tercüme değil, klâsik bir mevzuun yeniden yazılması mahiyeti taşımaktadır. Eserde Senâî, Attâr, Mevlânâ ve Sa'dî'den de izler görülmektedir.

 


Gazel


Dedim bu can mıdır ya beden dedi ik'side

Dedim ki gül müdür ya semen dedi ik'side


Dedim boyun nihâl-i sanevber midir yâhûd

Bâğ-ı iremde serv-i çemen dedi ik'side


Dedim saçın sevâdı vü zülfün girihleri

Anber midir ya müşk-i Hoten dedi ik'side


Dedim lebin ki âb-ı hayât hâcil kılar

Mercan mı ya akîk-i Yemen dedi ik'side


Dedim sadef midir sol ağız yahu dişlerin

Dürrî midir ya dürr-i Aden dedi ik'side


Dedim erişse bir gece Şeyhî Visaline '

Şükrâne can gerek mi ya ten dedi ik'side

( Şeyhi)


MAHMUT PAŞA ( ADNİ)


Tezkirelere göre savaş esiri olarak veya intisap yoluyla Mehmed Ağa'nın himayesine giren Mahmud Paşa1454'te vezir ve Rumeli beylerbeyi olur. 1458'de Sırbistan işini halletmesi için görevlendirilir ve bazı kaleleri alarak bölgedeki Osmanlı hakimiyetini güçlendirir. 1460'ta Fatih'le birlikte gittiği ikinci Mora seferinde Mistra (İsparta) kalesini, ikna yoluyla ele geçirir. 1461 yılında yine Fatih'le birlikte Amasra, Sinop ve Trabzon seferine çıkar.1463 yılında Fatih'in Sırbistan seferine katılır ve isyan eden Venediklileri hezimete uğratır. 1464 kışında Fatih'in Jajcza'yı kuşattığı sırada hücuma geçen Macarlara karşı görevlendirilir ve onları geri dönmeye mecbur bırakır. Ertesi yıl Fatih'le birlikte Arnavutluk harekâtına katılır.1473'te, kaynaklara göre ise 3 Temmuz (~3 Ağustos) 1474'te -Fatih'in itiraf ettiği hatasıyla- orada öldürülür. Türbesi, kendi yaptırdığı camiin haziresindedir.

Adnî'nin edebî yönü hakkında tezkirelerde bilinen ve kalıplaşmış övücü sözler bulunmakta, düz yazılarının şiirlerinden daha olgun ve ustaca olduğu ifade edilmektedir.

GAZEL

Cân cemâlün şem’inün pervânesidür dostum

Dil müselsel zülfünün dîvânesidür dostum

Al emânet gönlümi cevrünle vîrân eyleme

Kim senün hayl-i hayâlün hânesidür dostum

Cân u dil derd ü gamunla âşinâ olalıdan

İki ‘âlem anlarun bîgânesidür dostum

Yoluna cân u cihân virdüğüme budur sebeb

Bana cevr itdügünün şükrânesidür dostum

Kasr-ı cennet bigi ma’mûr olısardur dâyimâ

Ol gönül kim ‘aşkunun vîrânesidür dostum

Kanuma gamzen susamışdı lebünden soraram

Kim kaçan ol teşne kana kanasıdur dostum

Ger terahhum eylemezsen ‘Adnî yüzün şem’ine

‘Âkıbet pervâne bigi yanasıdur dostum


fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

 

 

İlgili Sayfalar

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com




Yorumlar